Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

5, 1 Aralık 1998

RUSYA VE ÇİN: YALNIZ DEVLER

 

 

Rusya ve Çin, hem alan -özellikle Rusya-, hem de nüfus -özellikle Çin- açısından dünyanın en büyük ülkeleri arasındalar. Uzun bir süre için büyük birer uygarlık havzası ve güç merkezi oldular. Kültürlerine gururla sahip çıkıyorlar. Başlıca askeri güçler arasındalar. Ve ikisi de mutsuz, yalnız ülkeler.

Her şeyden önce, başka dünya güçlerinden görmeleri gerektiğini düşündükleri saygıyı görmedikleri için mutsuzlar. Ekonomik üretimlerinin düzeyi arzuladıkları düzeyin altında olduğu için mutsuzlar; kişi başına düşen gelirleri kendilerini karşılaştırdıkları diğer büyük güçlere oranla epeyce düşük olduğu için mutsuzlar. Mutsuzlar; çünkü diğer dünya güçlerinin kendilerine kötü davrandığını, daha da ötesi, adil davranmadığını düşünüyorlar. Her ikisinin de 20. yüzyılda komünist rejimler kurması tesadüf değil. Üstelik bu hamleleri bile onların kendilerini dünya içinde yalıtılmış hissetmelerinin önüne geçebilmiş gibi görünmüyor. Bugün Rusya’nın komünist rejimi tarihe karıştı; Çin’de ise, “geç olsun temiz olsun” diye biraz yavaş davranılsa da, rejim kendi kendini değiştiriyor, başka bir şeye dönüşüyor.

Dünyaya onların gözlükleriyle bakarsanız, yabancıların size karşı işlediği hataların sizinkilerden daha büyük olduğunu düşüneceksinizdir. Rusya, en azından son 500 yıldır, belki de daha eskiden beri, diğer Avrupalı güçlerin kendisine Avrupalı olmayan barbar bir halk muamelesi yaptığı hissini taşıdı. İkinci Dünya Savaşı’nda korkunç bir yıkım yaşadığını ve dünyanın Nazi egemenliği dehşetinden bu sayede kurtulduğunu, ama onca insanın hayatına mal olan bu fedakarlığın ne Batı Avrupa ne de ABD tarafından yeterince takdir edilmediğini düşündü. Bugünse silahlı kuvvetlerinin, ulusal onurunun bu son temel direğinin dağılmakta olduğu duygusunu yaşıyor.

Çin’in de benzer dertleri var. Hanların mirasçısı olarak hala dünya uygarlığının gerçek beşiği olduğunu düşünüyor. Batı dünyası tarafından en az iki yüzyıldır yağmalandığını düşünüyor. Ulusal birliğinin hala tehdit altında olduğunu düşünüyor. Eskinin zaferlerine ve sınırlarına yeniden kavuşmanın yollarını arıyor. Bundan yalnızca elli küsur yıl önce feci bir Japon istilası ve bir iç savaşla yakılıp yıkıldığını hiç unutmuyor. Ve dolayısıyla Çin, Japonya ve ABD’ye hala derin bir şüpheyle bakıyor.

Batı dünyası ve Japonya açısından bakıldığında hikaye elbette farklı. Rusya ve Çin, dışarıda emperyalist niyetlerin içerideyse totaliter ideallerin peşinde koşan ülkeler olarak görülüyor, -20. yüzyılda komünist rejimi benimsemeleri de bu niyet ve ideallerin yeni bir ifadesi değil miydi? Ve dolayısıyla, Batı’da ve Japonya’da pek çok kişi ve politikacı için Çin ve Rusya kuşkuyla yaklaşılması gereken ülkeler durumundalar.

Dünyanın geri kalanının da bu iki ülkeye pek iyi gözle baktığı söylenemez. Doğu/Orta Avrupa’da Rusya’ya her şeyden önce yüzyıllardır kendilerini egemenlik altına almaya çalışmış emperyalist bir güç olarak bakılıyor. Çin de çoğu güney komşusunun gözünde, silahlı gücüyle veya hiç olmadı kültürel ve bazen politik açıdan Çin’e bağlı bir tacirler diasporası oluşturarak, benzer bir oyun oynuyor. Elbette Batı’nın ve Japonya’nın dışında, Rusya ve Çin’in tıpkı kendileri gibi Batı tarafından sömürüldüğü fikrine katılacak pek çok ülke var. Hatta bunların arasında, Batı’ya karşı savaşma cüretine sahip oldukları için Rusya ve Çin’e hayranlık besleyenler de olabilir. Ama hayranlıkla yaklaşılsa bile yine de Rusya’yla Çin’e pek sevgi veya güven beslenmiyor. Yani bu iki ülke hem yalnız, hem de mutsuz birer devler.

Bu Rusya ve Çin imgeleri, hem başkalarının zihnindeki onlara dair imgeler, hem de bu iki ülkenin kendi kendileri hakkındaki imgeleri, günümüz jeopolitiğinde önemli bir rol oynuyor. Rusya ve Çin’in, önemli jeopolitik kararlara katılma hakkına sahip oldukları konusunda, seslerinin duyulması ve sözlerine saygı gösterilmesi konusunda yüksek sesle ve sürekli ısrar etmelerine yol açan bu imgelerdir. Rusya ve Çin’in ulusal üretimlerinin önemli bir kısmını silahlı kuvvetlerini koruma ve güçlendirmeye adamasına yol açan da bunlardır. Bu imgeler, çıkarlarının etkileneceğini düşündükleri her durumda bu iki ülkenin dünyanın görüşüne karşı çıkmaya hevesli olmalarına yol açıyor.

Bu imgeler aynı zamanda, silahlı kuvvetleri korunma ve güçlendirmeye ek olarak bu iki ülkenin sahip oldukları diğer ulusal önceliklere de ışık tutuyor. Rusya ve Çin mevcut ulusal sınırların bütünlüğünü güvence altına almak hususunda her şeyi göze alacak denli kaygılılar; Çin için halihazırda sınırları dışındaki en önemli ülke parçası olan Tayvan’la yeniden-birleşme hususu da aynı öneme sahip. Rusya ve Çin ekonomik sistem ve üretkenlikte ciddi ve hızlı bir ilerleme kaydetmek istiyorlar. Ve dünya sahnesindeki rollerini güvence altına almak için belli bazı ülkelerle stratejik pazarlıklar yürütmek istiyorlar. Çin, Japonya ve ABD ile karşılıklı saygı ve politik eşitliğe dayalı ilişkilere kavuşmanın peşinde. ABD’ye hem üretici hem de tüketici olarak çeşitli ekonomik ilişki fırsatları sunuyor. Karşılığında umulan şey ise üretim altyapısında kayda değer bir gelişme sağlamak ve artı, Doğu Asya’daki ABD askeri varlığının uzun vadede azalması. Bunlara ilaveten, Kore yarımadasında yeniden-birleşmenin bir şekilde sağlanması da, başka olası nedenler bir yana sırf ABD’nin Doğu Asya’daki askeri rolünün azalmasına yol açabileceğinden, Çin’i memnun edecektir.

Şu anda Çin’in özgüveni Rusya’nınkinden daha yüksek, ama bu geçici olabilir. Rusya, dünya pazarı sektörlerinin ülkeye dizginsiz denetimsiz girişinin yol açtığı ekonomik kaosun ve SSCB’nin çok hızlı dağılmasının yükü altında kıvranıyor. Hasarı kontrol altında tutmaya çalışıyor; ama şu anda güçlü bir merkezi otoriteden yoksun. Ama bu da geçici olabilir. Orta vadede Rusya bölgede (ama tam olarak hangi bölgede?) barışı sağlayan güç rolünü yeniden üstlenmek istiyor; bunu yapmak için de önde gelen diğer dünya güçleri tarafından yeniden tanınması gerekiyor. Gene orta vadede, Rusya Avrupa’nın genişlemesi bağlamında Batı Avrupa’yla eşitlik ve karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki kurmayı amaçlıyor. Rusya’nın kadim uyduları olan Doğu/Orta Avrupa devletleri böylesi bir projeye sıcak bakmayacak ve kuşkusuz çoğu engel olmaya çalışacaktır. Ama Rusya, merkezi otoriteyi güçlü bir biçimde yeniden tesis ettiği zaman, eğer bunu sağlayabilirse, Avrupa’yla yürütülecek görüşmelerde masaya sürebileceği önemli askeri ve ekonomik kozlara sahip. Rusya, yeniden inşa edilebilecek çok önemli bir askeri gücü ve tıpkı Çin gibi, çok önemli bir pazar ve üretim alanını temsil ediyor.

Denklemdeki kilit unsur şudur: Her iki ülke de, kendisini köklü bir geleneğin mirasçısı ve bir çağdaş dev statüsünde görüyor ve bu statünün gerektirdiği kadar, bu statü dolayısıyla hak ettiği kadar saygı görmediği duygusuyla için için bir hınç besliyor. Devler mutsuz ve yalnız olduğu sürece dünya da huzur bulamaz: Bu iki ülkenin statüsü meselesi, dünyanın bizzat kendi iyiliği için ilgi göstermesi gereken bir meseledir.

1 Aralık 1998

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage