Fernand Braudel Center, Binghamton University
Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
29, 1 Aralık 1999
DOKTORLAR: PROFESYONEL Mİ, İŞADAMI MI,
YOKSA
İŞÇİ Mİ?
Bir zamanlar, doktorlar
özgür insanlardı. Eski zanaatkarlar sınıfının geriye kalan son örnekleriydiler:
bir altın bilezikleri, serbest çalıştıkları kendi işleri vardı ve cemaatin
tamamına hizmet sunarlardı. Yüzyıl öncesine kadar, çoğu bir doktorun yanında
usta-çırak usulü yetişirdi. Komşularından saygı görürlerdi; nadiren zengin olur
ama makul bir kazanç elde ederlerdi. Hastalarıyla ilişkileri arkadaşça, tıbbi
gereksinim konusunda diğer insanlara yardımcı olan, onlara öğütler veren umut
dolu insanlardılar. Hasta insanların evlerine gider, ilaç ve alet edavatlarını yanlarında gezdirirlerdi.
Bilgileri bir çok açıdan sınırlıydı ama bir şeyler biliyorlardı.
Artık ne Kuzey Amerika’da ne Avrupa’da, ne Asya ne Latin Amerika’da
doktor tanımı buna uyuyor. İlk büyük değişiklik yaklaşık yüz yıl önce
gerçekleşti. Tıp okulları modern öğretim kurumlarına dönüştü ve doktorlar artık
sadece bunlardan birinden mezun olurlarsa doktor kabul edildiler. Teknik
uzmanlıkları arttı. Kapalı bir lonca haline geldiler ve ciddi sağlık hizmeti
verme hakkını tekellerine aldılar. Tıp alanında hastaneler daha güvenli ve daha
önemli hale geldiler. Artık doktorlar, hastanelerde çalışmayı ve hastalarına
oralarda bakmakyı istiyorlardı. Doktorlar kendi kendini eğiten zanaatkarlar
olmaktan çıkıp profesyonelliğe terfi ettiler. Doktorların çıkarlarını korumak üzere
kolektif organizasyonlar kuruldu. Devletler ilaç üretimini ve dağıtımını
kontrol etmeye başladı; önemli hap ve ilaçları yazabilme hakkı münhasıran
sadece doktorlara tanındı. Doktorların çok az bir kısmı hastane veya orduda
tamgün çalışırken, çoğu, belki birazcık daha iyi bir kazançla, bağımsız
pratisyen olarak çalışmayı sürdürdü. Halen hastalarını ziyaret etmekteydiler.
1945 sonrası ekonomik genişleme bu modeli değiştirdi. Doktorların
sayısı arttı, fakat talep de arttı ve tabii ki daha pahalı tıbbi araç gereç ve
ilaçlar ortaya çıktı. Tıp hizmetinin özel sektörde kaldığı her yerde, doktorlar
da işadamına dönüşmeye başladılar. Büroları genişledi, destek personeli sayısı
arttı. Kazançları da kayda değer bir biçimde arttı. Hasta ziyaretlerini
kestiler. Hastalar onların ayağına gelip daha çok para ödemeye başladılar.
Doktorların politik tavırları da değişen ekonomik rolleriyle paralel gitti.
Devlet denetimine direndiler, ülkedeki politik durum ulusal sağlık hizmetlerini
çıkardığında ise, hükümetle nispi bir özgürlük ve daha yüksek maaşlar konusunda
pazarlığa oturdular. Hatta ulusal sağlık hizmetlerinde bile, iş koşullarının
mutlak denetimini ellerinde tutmaya çalıştılar. Tıbbi teşhis ve tedavide
kararları kendileri verdiler. Tıbbi yargılarını, tedaviyle ilgili tüm konulardaki
kararlarda söz sahibi olacak şekilde kullandılar.
Dengeyi alt üst eden iki gelişme oldu. Birincisi talepteki keskin
artıştı. İnsanlar her yerde daha fazla ve daha pahalı tıbbi bakım talep etti ve
bu hizmetin bir kısmı (bazen hepsi) toplanan vergilerden ödendi. Bu durum tıbbı
çok ama çok kazançlı bir alan haline getirdi. Sağlık hizmetlerinin ticari yönü
gitgide ağırlık kazanmaya başladı. Diğer iş alanlarında olduğu gibi,
tekelleşmek karlı bir işi daha karlı hale getirebilirdi. Tekelleşme, doktor kolektifleri
ve çeşitlenen hastane hizmetleri formunda başladı, gelişti. Hastaneler
zincirler kurarak tekelleşti. En son dönüşümü beraberinde getiren de bu gelişme
oldu.
Birleşik Devletler’in hikayesinden çok şey öğrenilebilir. Sağlık
hizmetlerinin yapısı itibarıyla dünya üzerinde en özel ve en az hükümet
müdahalesinin olduğu yer, çok eskiden beri, Birleşik Devletler’di. Doktorlar
diğer ülkelerdekilere göre nispeten daha zengindi. Politik olarak da en
muhafazakarlarıydı. 1990’larda Clinton yönetimi oldukça ılımlı bir
devlet-destekli sağlık sigortasını yasalaştırma arayışına girdi ve böylece,
dünyanın şu adına gelişmiş denen ülkeleri arasında, “evrensel” sağlık
sigortasını kurumsallaştırmaya niyetlenen neredeyse en son ülke ABD oldu.
Doktorlar bu fikre şiddetli bir biçimde karşı çıktı. Bunun hastalarıyla
ilişkilerini zedeleyeceğini iddia ettiler. Bu arada bir yandan da herkes “artan
sağlık maliyetleri”nden endişe duyuyordu. Ufuktan yeni bir çözüm yolu sökün
etti. Birleşik Devletler Kongresi, ulusal sağlık sigortası yerine, özel olacak
ve iddiaya göre, verimli bir çalışma ile sağlık maliyetlerini düşürecek Sağlık
Koruma Örgütleri’nin (Health Maintenance Organizations -HMO’s)
geliştirilmesinin özendirilmesine karar verdi. Sağlık Koruma Örgütleri, esasen,
doktorlar tarafından işletilmesi zorunlu olmayan ve tıp hizmetini pazarlayan özel
ticari şirketlerdi. Giderek daha fazla tekelleştiler. Kendilerine bağlı
doktorları oldu. Sağlık Koruma Örgütleri maliyetleri düşürmenin bir yolunun
doktorlar tarafından verilen sağlık hizmetlerini kontrol etmek olduğunu
keşfettiler.
Doktorlar bir anda serbest profesyonelliklerini yitirdiklerini ve
işyerlerinin kontrolünü kaybettiklerini keşfettiler. Onlar artık yöneticilerden
doğrudan emir alan işçiydiler. Aynı zamanda gelirlerinin azaldığını da
keşfettiler; çünkü aldıkları paranın toplamı, hastalara doğrudan fatura
kestikleri dönemdekine göre azalmıştı. İşçiler profesyonel değildir, iş adamı
da değildir. İşçi, işçidir.
Geçen yıl politik olarak muhafazakarlığıyla tanınan Amerikan Sağlık
Kurumu, doktorların sendikalaşması yönünde karar aldı. 1999 Kasım’ında Birleşik
Devletler Hükümeti İşçi Bürosu (NLRB) hastane çalışanlarının ve stajyerlerinin
sendika kurabileceğine karar verdi. Gelecek yıl sıra doktorlarda mı olacak? Bu,
birçok ülkede gerçekleşti bile.
Metalaştırma kamyonu sağlık hizmetlerine de çarptı ve zanaatkarları
ezdi geçti. 1830’larda dokuma işçilerini, 1990’larda doktorları. Sağlık hizmeti
müesseseleri giderek büyüyor ve bu yüzden de, tabii ki giderek daha fazla
bürokratikleşiyor. De te fabula narratur.*
1 Aralık 1999
(©
Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın
haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir,
elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı
üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek,
bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı
olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu;
faks: 1-607-777-4315.
Ayda
iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik
başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını
taşımaktadır.)
Fernand
Braudel Center Homepage