Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

32, 15 Ocak 2000

YEDEK GÖÇÜ

 

 

Birleşmiş Milletler’in Nüfus Bölümü, geçenlerde, gelecek onyıllarda çok daha fazla duyacağımız yeni bir kavram icat etti: Yedek göçü. Dünyanın tüm zengin ülkelerinde -Birleşik Devletler, Kanada, Batı Avrupa ve Japonya’da- yaş dağılımı eğrilerinde son elli yılda yaşanan radikal değişiklik, ülke nüfusunun önemlice bir oranının 65-yaş üstü insanlardan oluşması ve bu oranın da sürekli artması gibi konularda, en azından son on yıldır çok ilgi çekici tartışmalar yapılıyor.

Bahsedilen olgular, sözkonusu ülkelerde yaşayan insanlar açısından çok önemli bir kamusal politika probleminin tartışma gündemine gelmesine yol açtı. 65 yaşındaki veya daha yaşlı kişiler normalde çalışan nüfustan ayrılıp emekli oluyorlar ve büyük bir çoğunluğunun maaşı özel sektör veya devletin emekli maaşı programlarından geliyor. Kamusal politika problemi dediğimiz şey genellikle şu şekilde ifade ediliyor: Emeklilik fonlarında maaş alan insan oranı gitgide artarken, fonlara halihazırda katkıda bulunanların oranı gitgide düşüyor, dolayısıyla da bu emeklilik programlarının 20 -30 yıl içinde iflas etmeleri mukaddermiş gibi görünüyor.

Bir dizi çözüm önerisinde bulunuldu. Bunlardan biri, emekliliği daha geç bir yaşta başlatmak. Bu fikir, daha fazla çalışmak istemeyen emekliliği yakın insanlar ve işlerinde uzun süre kalanlar yüzünden işsiz kalan ya da kalacak genç yaştaki insanlar dolayısıyla, pek rağbet görmüyor. Bir diğer çözüm, emekli maaşlarının azaltılması. Bu çözüm de bekleneceği üzere, şimdiki ve gelecekteki emekliler arasında rağbet görmüyor. Üçüncü bir çözüm, işverenlerin fonlara daha yüksek miktarlar ödemesi. Bu çözüm, (işveren rolündeki devletler de dahil olmak üzere) işverenlerden rağbet görmüyor. Demek ki, hiçbir çözümün arkasında yeterli siyasi destek yok ve sistem iflasa doğru gidiyor gibi görünüyor.

Niçin böyle bir problem var? Temel olarak iki nedenle: Birisi, daha iyi sağlık hizmetleri ve daha iyi beslenmenin bir sonucu olarak, zengin ülkelerde insanların eskisinden daha uzun bir ömür sürüyor olmaları. Ve ikincisi, son elli yıldır bu ülkelerde nüfusun yeniden-üretimi hızla ve ciddi biçimde azalmakta; bugün hiçbir zengin ülke, yeni doğumlarla ülke nüfusunu aynı düzeyde tutabilmek bir yana, bu düzeye yaklaşamıyor bile.

Fakat iyice kutuplaşmış ve gittikçe daha da çok kutuplaşacak bir dünya-ekonomide yaşıyoruz. Bu tabii ki zengin ve yoksul ülkelerin gelir ve yaşam standartları arasındaki farkın sürekli büyümesi anlamına geliyor. Ama aynı şey ülke nüfusları arasındaki fark için de geçerli. Yoksul ülkelerde doğum oranları zengin ülkelerden çok daha fazla. Bu iki olgu genellikle sorun -yoksul ülkelerin sorunu- olarak tartışılır. Ekonomik gelişme konusunda dünyada geçerli olan söylem, yoksul ülkelerin yaşam standartlarının nasıl yükseltileceğine ilişkin. Ve nüfus kontrolüyle ilgili söylem de, yoksul ülkelerdeki doğum oranlarını azaltmakla ilgili. Çoğu insan için bu sorunlara bulunacak çözümler birbiriyle bağlantılı.

Zengin ülkelerde tartışılan ikinci bir mühim kamu siyaseti sorunu da, yoksul ülkelerden buralara göç etme yolları arayan insanların sayısındaki kaydadeğer artış. Zengin ülkelerin her birinde, göçmenlerin yaşam standardını ve hayat kalitesini düşüreceğinden korkan ve bu yüzden kabul edilmemeleri gerektiğini savunan çok sayıda insan var. Yaşam standardını düşürecekleri düşünülüyor; çünkü daha az ücretlerle çalışmayı kabul edeceklerinden bu ülkelerdeki insanlarının işlerini ellerinden alacakları söyleniyor. Hayat kalitesini düşürecekleri düşünülüyor; çünkü artan uyuşturucu tüketimi ve suç oranlarının sorumlusu oldukları söyleniyor.

Şu anda olan şu: Birleşmiş Milletler, bu göçmenlerin zengin ülkelerdeki yaşama sadece esasen negatif bir etkide bulunmadıklarını, emeklilik fonlarının iflası sorununa sürpriz bir şekilde bir çeşit sihirli çözüm de olabileceklerini keşfetmiş durumda. Sorun tümüyle, çalışma yaşındaki nüfusun emeklilik yaşındaki nüfusa oranını korumayla ilgili. Göçmenler genelde çalışacak yaşta (15-64 yaş). Bu göçmenler, sözkonusu ülkelerdeki düşük doğum oranları nedeniyle “doğmayanların”yerine oyuna girecek “yedekler” olabilirler, böylece çalışan nüfus oranını artırabilirler.

BM raporu, İtalya ve Almanya’yla ilgili çarpıcı rakamlar veriyor. İtalya’da çalışma yaşındaki nüfusun 1995’ten 2050’ye kadar 39 milyondan 22 milyona düşeceğini tahmin ediliyor. Almanya’nın çalışma yaşındaki nüfusunun 56 milyondan 43 milyona düşeceğini öngörülüyor. Ve tabii ki emeklilik yaşındaki nüfus da sürekli artacak. Çalışma yaşındaki nüfusun şimdiki sayısını korumak için İtalya’nın yılda 350.000, Almanya’nın ise 500.000 insanı kabul etmesi gerekiyor. Ancak, emeklilik yaşındaki nüfus sürekli artıyor. Ve eğer İtalya ve Almanya (en uygun oran olduğu düşünülen) dört çalışana bir emekli oranını korumak istiyorlarsa, çok çok daha fazla insan ithal etmeleri gerekecek: 1995-2050 yılları arasında İtalya için yılda 2.2 milyon, Almanya için yılda 3.4 milyon insan.

İşte bu. Zengin ülkeler, emeklilik yaşındaki insanların (nüfusun bu gitgide büyüyen yüzdesinin) yaşam standardının ciddi ölçülerde düşmesine seyirci kalmak, VEYA, yoksul ülkelerden her yıl (muhtemelen ilk başlarda inanılmaz yükseklikte olduğu düşünülecek sayıda) göçmen gelmesi arasında, mecburen seçim yapmak durumundalar.

Sonuç: Zengin olmak zor olmasına zor da, zenginliği korumak da o kadar kolay değil. Yoksul ülkelerden gelen göçmenlerle aynı şehirde yaşamak gibi fedakarlıklar gerektirebiliyor.

Tabii ki bu da gündeme, “eğer zengin ülkelerdeki emekli maaşlarını kurtarmak için kapılar göçmenlere tamamen açılacaksa, bunun zengin ülkeler, yoksul ülkeler ve tüm dünya-sistem için siyasi ve toplumsal sonuçları ne olacak?” sorusunu getiriyor.

15 Ocak 2000

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage