Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

37, 1 Nisan 2000

KOMÜNİST PARTİLERİN BUGÜNKÜ ANLAMI NE?

 

 

Fransız Komünist Partisi geçenlerde, liderliğini yenilediği tarihsel bir buluşma yaşadı. Bu, şu anki Genel Sekreter Robert Hue için büyük bir zafer olarak değerlendirildi. Kendisi genelde stalinist geçmişin son kalan izlerini, özellikle partinin iç örgütlenme yapısında kalan bu izleri partiden silmek isteyen biri olarak görülüyor. Onun partiyi “sosyal demokratlaştırmaya” çalıştığını söyleyen, “Ortodoks” komünistlerden oluşan küçük bir grubun muhalefetiyle karşılaştı. Hue bunu reddetti ve Fransız Komünist Partisi’nin sadece sosyal demokratların biraz daha solunda kalan bir parti olmayacağını ve farklı bir yerde duracağını söyledi.

Bununla birlikte pek çok gözlemciye ve belki Hue’nun kendisine de açık gelmeyen şey bu farklı yerin ne olduğu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, kendilerine komünist diyen partiler dünyanın hiçbir yerinde uzun süre yola devam edemediler. Elbette ayakta kalanlar oldu, ama Çin, Vietnam, Kuzey Kore ve Küba gibi hala iktidarda oldukları tek partili devletlerde. Ve aralarında farklılıklar olmasına rağmen, tüm dünyanın bildiği 1989 öncesi versiyona benzerliklerini az ya da çok hala sürdürüyorlar.

Fakat, Doğu/Orta Avrupa devletlerinde ve aynı şekilde SSCB’yi oluşturan devletlerde, hemen hemen tüm komünist partiler isimlerini değiştirdiler ve şimdi pek çok gözlemcinin “sosyal demokrat” izlenim edindiği programlara sahipler. Örneğin, neredeyse tamamı ülkelerinde özel girişime izin verme (aslında cesaretlendirme) taraftarı olduklarını ısrarla vurguluyorlar. Rus Komünist Partisi ismini korudu ama programları pek de “leninist” görünmüyor. Çek partisi de isim değişikliğini reddetti ve bu partilerin belki de en “ortodoksu” olarak kaldı.

Sosyalist bloğu oluşturan devletlerin dışında, komünist partilerin politik önem taşıdığı (ve belli ölçüde hala taşımayı sürdürdüğü) sadece birkaç ülke var. Bu partilerin en büyüğü İtalya’daydı ve alenen sosyal demokrat olma yoluna girdiler. Bu şekilde devam etmeyi reddeden bir grup Refondazione Comunista adını taşıyor. Fakat belirtilmesi gereken bir nokta, bu grubun tarihsel olarak en güçlü anti-stalinistleri bünyesinde barındırması. Güney Afrika’da, Komünist Parti aynı adı taşımaya devam ediyor. Hükümetin bir üyesi ve dünya pazar politikaları komünist bakanların kontrolünde. Bu bakanların temel sanayilerin ulusallaştırması konusunda bayraktarlık yaptıkları tam olarak söylenemez.

Öyleyse bu partiler nerede duruyorlar? İlk olarak, oyların önemli bir yüzdesini almaya devam ettiklerini belirtelim. Doğu/Orta Avrupa’nın bir dizi ülkesinde ve daha önce SSCB’nin bileşeni olan ülkelerde, seçimleri kazandılar ve hükümetler kurdular. 1989 öncesi yapıları hiçbir şekilde yeniden inşa etmeye çalışmadılar; bu tutum pek çoğu için geçerlidir. Hatta tam tersini yaptılar. Örneğin, eski komünist ve halihazırda “sosyalist” Polonya Devlet Başkanı NATO’ya katılma yanlısı ateşli konuşmalar yaptı. Fransa ve İtalya’da, partiler %10’un altında oy aldılar, fakat bu oran koalisyonlar oluşturulurken hesaba katılmaları için hala yeterli. Ve Güney Afrika’da, başat parti olduğu aşikar Afrika Ulusal Kongresi ile Güney Afrika Komünist Partisi arasındaki tarihsel ittifak, politik bir gerçeklik olarak sürmekte.

Eğer bu komünist ve eski komünist partilerin bu oyları nasıl aldıkları sorulursa bunu cevaplamak kolay olacaktır. Kısmen, bu oyları bir grup yaşlı insanın nostaljisi sayesinde alıyorlar. Fakat, muhtemelen oyların çok daha büyük kısmını dünya kapitalist sisteminin yol açtığı ağır tahribatlara karşı “sosyal” protest oyu temsil ettikleri için alıyorlar. Bu partilerin, işçilerin ve yoksul insanların haklarını savunmaya dayalı bir söylemleri var. Fakat daha sonra, neredeyse tamamen daha geleneksel çizgideki sosyal demokrat partiler gibi davranıyorlar. ABD’de Demokrat Parti’nin yaptığı gibi.

Peki bu komünist partilerin bir geleceği var mı? Ya da, birçok insanın önümüzdeki on yılda Fransa’da gerçekleşeceğine inandığı (bazılarının bundan korktuğu) gibi, kaçınılmaz olarak genişletilmiş bir sosyal demokrat partinin unsurları haline mi gelecekler? Elbette, aynı soru tüm dünyadaki ve özellikle Batı Avrupa’daki Yeşil partiler için de sorulabilir. Aslında sorduğumuz örgütlü biçimiyle dünya solunun geleceğidir. Açıkça görülüyor ki, resmen merkezde yer almak isteyenlerden (Blair’in Üçüncü Yolu) “merkezci” eğilim kokusu aldıkları gruplarla dahi bağlarını koparmak isteyenlere, dünya “solu” partileri bir konumlar yelpazesinde yer alıyor. Bu yelpazede iki ara bir derede kalanlar olduğu gibi “ekümenizm*” üzerinde duran kişiler de var. Dahası, hangi tabanın politik olarak esas alınacağı konusunda farklılıklar var: Refahtan daha az pay alanlar, işçiler, “azınlık” etnik gruplar, kadınlar ya da bunların bazı kombinezonları. Ve ayrıca, bu gruplar arasından öncelikler belirlemek isteyenlerle “ekümenik” olmak isteyenler arasında tartışmalar var.

Bugün heryerde oldukça ateşli geçen bu tartışmaların başka bir on yılda nasıl tasnif edileceğini bilemeyebiliriz. Ve bu nedenle, başka bir on yılda, kendilerine komünist diyen bu partilerin bu isimden kaçınanlardan ayrı herhangi bir role sahip olup ol(a)mayacaklarını bilemeyebiliriz. Bugün için, komünist olmak neredeyse tamamen tarihsel bir duyarlılık, mücadele geleneğini sahiplenme meselesi. Ve bu sahiplenme kesinlikle diğerlerinin neden komünist ismini kullanmayı reddettiğini açıklıyor, çünkü onu stalinist terör ve leninist merkezi parti yapılarıyla ilişkilendiriyorlar.

Bugün komünist olmak ya da olmamak, kısa vadede ve hatta uzun vadede belirli bir politik programa işaret etmiyor; ilerde yeniden işaret edebilir, ancak şu an için buna dair hiçbir belirti taşımıyor. Fakat, eğer komünist parti olmak, olumlu ya da olumsuz geçmişten bir hatıra olmanın ötesinde bir şeyi temsil etmiyorsa, zaten ona pek ihtiyaç kalmamış demektir.

1 Nisan 2000

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage