Fernand Braudel Center, Binghamton University
Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
38, 15 Nisan 2000
VLADİMİR, TÜM RUSLARIN ÇARI MI?
Bir yıl öncesine kadar,
Vladimir Putin ismi çok az insan tarafından biliniyordu. Bugün ise, Rusya’nın çok
yüksek bir oy oranıyla seçilmiş Başkanı. Ve herkes bunun ne anlama geldiğini
tartışıyor: Komunizm’den serbest pazar ekonomisinin uygulandığı, sivil hakların
korunduğu, temsiliyetçi ve çok partili bir rejime geçişe devam edecek mi
etmeyecek mi? Bu, yanlış soru.
Şu anda Putin’in sahip olduğu aşikar en büyük güç, onun hakkında
yazılanlardan farklı olarak Rusya’ya Rus bir bakış açısıyla yaklaşması. Rusya’da olan biten neydi? Komünist rejim, 80 yıllık varoluştan sonra,
tam olarak 1991’de bütünüyle dağıldı. Bu dağılmanın bir sebepi rejimin halk
katında meşruiyetini kaybetmesiydi. Rejimin dağılmasına gerçekten üzülen insan
sayısı azdı. Pek çok insan, değişimin bir sonucu olarak, kendi durumlarının ve
Rusya’nın durumunun düzeleceğine dair sahici bir umut besliyordu.
Yeltsin’in dokuz yıllık
iktidarının ardından dengeler nasıl bir hal aldı? Bu soruyu Yeltsin’i övmek
veya yermek veya tüm sorumluluğu ona yüklemek için sormuyorum. Son on yılda dört radikal
değişim oldu.
Birincisi, SSCB artık yok. Bu, eski Sovyetler Birliği’ni oluşturan on
beş cumhuriyetin artık bağımsız birer devlet olduğu anlamına geliyor. Üç Baltık
devleti, Rusya’yı tehlikeli bir komşu olarak nitelendiriyor ve onunla anlaşmak
zorunda olduklarını ama hiçbir konuda ortaklığa gidilemeyeceğini düşünüyorlar.
Eski Sovyetler Birliği’nde yer almış diğerleri Rusya ile ayrıntıya inildiğinden
birbirinden epeyce farklılaşan ve belirsiz ilişkilerini sürdürüyorlar. Sonuçta
Rusya, Beyaz Rusya ve beş Orta Asya devleti üzerinde hala güçlü bir etkiye
sahip. Aynı durum, daha zayıf da olsa, Ukrayna, Moldova ve üç Kafkas
cumhuriyeti için de geçerli. Eski Doğu ve Merkez Avrupa’daki uydu devletlere
gelince, onlar Rusya ile aralarına bir mesafe de koydular -eskiden çok sadık
olan Bulgaristan bile. Hepsi geleceklerinin, daha ziyade Batı Avrupa ile sahip
oldukları varsayılan bağlara göre biçimleneceğine inanıyor.
İkinci büyük değişim silahlı kuvvetlerin durumuyla ilgili. Rus Silahlı
Kuvvetleri bir zamanlar Birleşik Devletler’inkine denk bir güce sahipti, ama
artık fena halde aksıyor. Dünyada ABD’den sonra ikinci askeri güç olmayı
sürdürüyor, ama aradaki mesafe hayli artmış durumda. Rus Silahlı Kuvvetlerinin
morali düşük, teknik kapasitesi azalmış durumda ve askeri donanımları kargaşa
içinde. Ayrıca, ne yerkürede ne uzayda, teknolojik olarak ABD ile aşık atmasını
sağlayacak güçlü bir bilimsel kurumlaşma için gerekli sağlam bir altyapıya
artık sahip değil.
Üçüncü büyük değişim ekonomik kurumlarda oldu. SSCB’nin temelini
oluşturan neredeyse tüm devlet kurumları parçalara ayrıldı -ya köhnedi ya
satıldılar. Onların yerine par excellence
(en iyisinden) bir mafya kapitalizmi ikame edildi. Sonuç ekonomik belirsizlik
ve parasını Kıbrıs’ta ve Riviera’daki kendi daçalarında* saklayan son derece zengin, çok
ince bir katmanın oluşması oldu. Rusların neredeyse tamamı için ekonomik durum
ya had safhada kötüye gitti (özellikle emekliler için) ya da aynı kaldı.
1991’den sonraki ilk birkaç yıl, çoğu insan bu durumun geçici olduğunu
düşünüyordu. Şimdi ise birçoğu bundan emin değil.
Ve dördüncü büyük değişim; devlet aygıtının gücü ile ilgili. Birçok
insana göre, komünist rejim açık ara ve son derece güçlü bir rejimdi. Neredeyse
her zaman sözü kanundu. Baskıcı aygıtı çok etkiliydi, stalinist terör dönemi
sona erdiğinde bile devletin gücü sorgulanmadan kaldı. Bugün, diğer aşırı uca
savrulma yaşanıyor. Rus olmayan etnik bölgeler bölünme tehditler savruluyor. Çeçenistan
bunun en açık ve en çarpıcı örneğidir. Üstüne üstlük, etnik bakımdan Rusların
baskın olduğu bölgelerde, fiili olarak özerk “baronluklar” örgütlendi. Bu
“baronlukların” liderleri merkezi hükümetim istediğini değil, aşağı yukarı
kendi istediklerini yapıyorlar. Merkezi devlet doğru düzgün vergi toplayamıyor
ve bu onu daha da fazla zayıflatıyor. Ve bireysel düzeyde, bireylerin baskıcı
devlet karşısında yaşadığı korku, yerini bireylerin bir bakıma anarşik hal alan
ortamda yaşamak zorunda kaldığı güvensizliğe bıraktı.
Vladimir Putin bu dört büyük değişim karşısında işleri yoluna koyması
için göreve çağrıldı. Görevleri arasında şunlar vardı: Rusya’nın uluslararası
prestijini ve gücünü restore etmek; dünyanın Rusya’yı tekrar ciddiye alması
için silahlı kuvvetleri yeniden canlı kılmak; Rusya’nın dünya ekonomisinde
uygun bir mevki işgal etmesini sağlamak ve yaşam standartlarını iyileştirmek;
iç düzeni ve akla uygun bir şekilde güçlü ve merkezi bir devlet yapısını
yeniden inşa etmek. Oldukça korkutucu bir liste. Peki öncelikler neler?
Bu sorunlar, 16. yüzyıldan 18. yüzyıla Rus çarlarının yaşadıklarından
pek farklı değil. Batılı yorumcular Çar Vladimir’in batılılaştırıcı,
modernleştirici ve görece barışçı yeni bir Büyük Petro olacağını umut ediyorlar
(yoksa bu umuda karşılar mı?). Ya da belki aydınlanmacı despot, bürokrasiyi
yeniden örgütleyen, hammaddeleri İngiltere’ye ihraç eden Büyük Katerina’ya özlem
duyuyorlar. Eğer Putin bu türden benzetmelere başvuruyorsa, yaşadığı sorunları
daha ziyade Boris Godunov’un ve Korkunç İvan’ın* yaşadığı sorunlara benzettiğinden kuşkulanıyorum.
1992’de, ABD başkanlık seçimlerinde, mahalle papazı George Bush’u Bill
Clinton’la karşı karşıya getiren, Clinton’ın danışmanı James Carville’in şu
sloganı haykırmasıydı: “Çılgınlık ekonomide”. Bu sloganla, Bush’un Amerika
ekonomisinin kötü durumunu ve seçmenlerin en çok ekonomi konusundaki
hassasiyetini ihmal ettiği mesajını veriyordu. Bildiğimiz gibi, Clinton
muhtemelen bu tavsiye doğrultusunda hareket etti ve seçimlerden galip çıktı.
2000’de Rusya’daki durum çok farklı. Batılı yorumculara göre, Rusya için şu
söylenebilir: “Çılgınlık ekonomide DEĞİL”. Ekonomi Batı Dünyası için öncelikli
bir sorun olabilir. Ama Putin ve muhtemelen Rus halkı da önümüzdeki 10-20 yıl
için bu konuda pek birşey yapılamayacağını düşünüyor. Onların daha acil
sorunları var.
Çar Vladimir’in ana sorunu, ülkeyi birarada tutmak ve Kremlin’i bir kez
daha politik kararların gerçek merkezi yapmak. Bu kolay olmayacak. Putin Çeçenya’da
şiddetli ama tam başarı sayılamayacak askeri bir harekata girişerek işe
başladı. Elde ettiği seçim başarısının büyük ölçüde buna bağlı olduğu açık.
Birçok insan Ruslar’ın Çeçenler’e yaptığının bir insan hakları ihlali olduğunu
haykırırken, çoğu Rus bunu Rusya devletinin kurtuluşu olarak görüyor. Hiç
kuşkusuz zalimce hereket ediyorlar ve insan haklarını hiçe sayıyorlar. Büyük
olasılıkla bu taktikle amaçlarına da ulaşamayacaklar. Ama Putin’in öncelikleri
kuşkuya yer bırakmayacak netlikte.
Taktikler değişebilir, ama Putin Çeçenya’ya yönelmeyi sürdürecektir. Ve
daha da önemlisi etnik bakımdan Rusların baskın olduğu bölgelerde
“baronluklara” karşı harekata girişecek. Belki zaman zaman kadife eldivenlerini
giyecek, ama izleyeceği çizgiye sertliğin ve demir yumruğun eşlik edeceği
tahmin edilebilir. Onun en önemli ve tek vazifesi güçlü bir merkezi yeniden
yaratmak. Elbette başarısızlığa uğrayabilir. Muhtemelen, sadece kısmi bir
başarı elde edecek. Ama bunu deneyecek.
Birincisine bağlı olarak ikinci görevi ise, silahlı kuvvetlerin gücünü
yeniden restore etmek. Problem şu ki bu işi yapmak için paraya ihtiyacı var ve
bu parayı nereden bulacağı belirsiz. Muhtemelen Stalin ve Çarlar’ın yaptığı
gibi Rus halkının kemerini sıkarak yapacak bunu. Ancak bu sıkıştırma eğer
Putin’i hedefe ulaştırırsa popüler saygınlığı zedelenmeyecektir. Yurtsever
gurur merhametsiz bir yönetime hizmet eder.
Putin’in ilk elden bulaşmayacağı sorunlar, dış ilişkiler ve ekonomi
olacaktır. Şunu biliyor ki, ilk iki problemi çözmedikçe yapabileceği çok fazla
bir şey yok. Eğer kurnaz biriyse, ki bence öyle, bu iki arenayı nötr bir
durumda tutmaya çalışacaktır. Ne ileri ne geri adım atacak, dış ilişkilerde ne
memnun edecek ne de antipati kazanacak. İlk iki hedefe ulaşırsa (güçlü merkezi
devlet ve güçlü silahlı kuvvetler), 10-20 yıl sonra (hala genç), dış ilişkiler
ve ekonomi ile ilgilenebilir. İnsan haklarına gelince, işte bunu sormayın.
15 Nisan 2000
(©
Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın
haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir,
elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı
üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek,
bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı
olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu;
faks: 1-607-777-4315.
Ayda
iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik
başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını
taşımaktadır.)
Fernand
Braudel Center Homepage