Fernand Braudel Center, Binghamton University
Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
45, 1 Ağustos 2000
İSRAİL-FİLİSTİN: BARIŞ OLABİLİR Mİ?
Ne zaman temel politik yapılar hakkında uzun
süren politik-askeri mücadeleler olsa, genellikle barış (yani, az çok kalıcı
bir anayasal uzlaşma), sadece hayal edilmesi güç bir durum olmakla kalmaz,
fakat neredeyse imkansız görünür. Son 50 yılda, acı dolu, kanlı, dünya
sahnesinde dikkatleri üzerinde toplayan ve çözümü imkansız gibi görünen, dört
süregiden mücadele yaşadık. Meydana gelenler bunlarla sınırlı değildir, ama bu
dördünün barış süreçlerine karşılaştırmalı bir bakış yararlı olabilir. İsrail
ve Filistin hükümetleri arasında Temmuz 2000’de gerçekleşen son görüşmeler
başarısızlıkla sonuçlanmış gibi gözüküyor. Bu başarısızlığa diğer üç
mücadelenin ışığında bakmak zahmete değer: Güney Afrika, Kuzey İrlanda ve Kore.
Bu örneklerin hiçbirisinde, elbette her bir tarafın bu yolu denemiş olmasına
karşın, taraflardan birisi diğeri üzerinde kesin bir askeri zafer elde edemedi.
Bugün, Güney Afrika herkesin
karşılaştırmalı başarı öyküsü. Aslında, öykü şu açıdan dikkate değer:
1980’lerde, gözlemcilerin çoğu bunun bütün ihtilaflar arasında, çözümü en güç
çatışma olduğunu tahmin ediyordu. Çoğunluğun politik haklardan yoksun
bırakıldığı bir sisteme göre yönetmeye devam etmek isteyen Avrupa kökenli beyaz
azınlık ile bir kişi, bir oy ilkesi üzerinde ısrar eden Afrika Ulusal Kongresi
(ANC) arasındaki anlaşmazlığı gidermenin hiçbir yolunun olmadığı düşünülüyordu.
Apartheid rejimi, son ana kadar şüphe götürmez şekilde askeri olarak çok daha
güçlü olmasına karşın, birdenbire tamamen teslim olur göründü. Uzlaşma neydi ve
bağlam neydi? Bağlamın en önemli unsuru, dünya kamuoyunun apartheid rejiminden
tamamen nefret ediyor oluşuydu. Bu tür mücadelelerde, ülke dışında yaşayanlar
tarafından bir tarafın diğerine karşı bu kadar açık şekilde desteklenmiş olması
istisnai bir durumdur. Burada üzerinde durulan diğer üç örnekte böyle bir şey
kesinlikle söz konusu olmamıştı.
Nihai uzlaşma oldukça açıktı. ANC politik
hedefine ulaşmıştı: Bir kişi, bir oy ve dolayısıyla tabii ki bir ANC hükümeti. Bunun
karşılığında beyaz azınlık ne elde etti? Üç şey: Mevcut yatırımlar ve ticari
yapılar için (toprak hakları dahil) ekonomik alanda garantiler; apartheid
rejiminde zalimce suçlar işlemiş olan bütün görevlilerin fiili olarak
affedilmesi; beyazların mesleki faaliyetleriyle ilgili olarak dünya sahnesinde
yeniden meşruiyet kazanması. Uzlaşma gelecekte de devam
edecek mi? Şu anda olası görünüyor.
Kuzey
İrlanda örneğinde, uzlaşmaya dayalı bir çözüm henüz bütünüyle tamamlanmadı,
fakat bir çerçeve oluşturuldu. IRA ne elde etti? Bir Kuzey
İrlanda yapısı içinde, katolikler için politik haklar elde ettiler. İrlandalılar
arasında daha fazla işbirliğine dayalı yapılar oluşturulması yolunda sembolik
jestler elde ettiler. Ya nüfusun protestan olan
yarısını temsil eden Birlikçiler ne kazandılar? Kuzey İrlanda’nın, İrlanda’nın
bir parçası olmayacağı, fakat Britanya ile ilişkilerini sürdüreceğine dair
fiili güvenceler elde ettiler ve IRA’nın silahsızlanma sürecinin bir koşul
haline getirilmesini sağladılar. Kısacası IRA, Güney Afrika’da ANC’nin önüne
koyduğu hedeflere göre elde etmiş olduklarıyla karşılaştırıldığında,
amaçladığının oldukça az bir bölümünü elde etmiş görünüyor (çünkü IRA’nın
hedefi birleşmiş bir İrlanda’ydı). Fakat nüfus yapıları farklı. Güney Afrika’da, siyah
Afrikalılar nüfusun % 80’ini oluşturuyor. Kuzey İrlanda’da, katolikler nüfusun
yarıya yakını kadarlar.
Ya Kore? Burada barış süreci henüz yeni
başladı. Kalıcı bir politik uzlaşmanın temelinin ne olacağı hiç de açıklık
kazanmış değil. Bununla birlikte, sadece bu yıl bu sürecin başlamış olması
bile, dünyayı önemli ölçüde sarstı. Nihai sonuç muhtemelen, Güney
Afrika’dakinden çok, Kuzey İrlanda tipi bir uzlaşmaya daha çok benzeyecek. Bir
anlaşmanın gerçek koşulları tartışmak için henüz çok erken.
İsrail/Filistin bugün, Güney Afrika ile Kuzey İrlanda
arasında biryerde duran bir tablo sunuyor. Her iki tarafın da çok yavaş ve
güçlükle yaklaştıkları uzlaşma (ve elbette böyle bir uzlaşma hiçbir zaman
gerçekleşmeyebilir) şöyle olacağa benziyor: 1967 savaşında İsrail’in işgal
ettiği toprakların büyük bölümünü kapsayan bir Filistin devleti kurulacak ve
Kudüs bir şekilde bölünecek. İsrailliler, bir Filistin devletine ve Kudüs’ün
bölünmesine karşı uzun süredir benimsedikleri ısrarcı tutumlarından vazgeçmiş
olacaklar. Filistinliler ise, İsrail’in geri kalanı üzerindeki taleplerinden ve
çok büyük bir sayıya ulaşan Filistinli mültecilerin ülkelerine geri dönmesini
istemekten vazgeçmiş olacaklar.
Bu çözümler adil mi? Adalet sadece gözlemcinin
kanısına göre şekillenen bir şey değil, fakat tanımı yorgunluğa göre değişen
bir şeydir. Yorgunluğun bu uzlaşmalarda önemli bir rol oynadığı tartışma
götürmez bir gerçek. İnsanlar süregiden bir mücadelede dökülen kanlardan yorgun
düşerler ve çoğunluk bir zamanlar hayal edilemez görünen fiili çözümleri
kabullenecek duruma gelir. Yorgunluk elbette başarısız kalan askeri cesaretin
sonucudur. Taraflardan birini ya da diğerini desteklemiş olsalar bile dünyanın
geri kalanı da sonunda yorgun düşer. Ve göstermeye başladıkları sabırsızlık çatışan
tarafların yorgunluğunu daha da arttırır.
Bu tür uzlaşmalar kalıcı olur mu? Bu tamamen,
gelecek 50 yılda daha geniş dünya sahnesinde neler olacağına bağlı. 16.
yüzyılda, Hollandalılar ve İspanyollar arasındaki şiddetli savaşlar 1579’da
yapılan bir ateşkes anlaşmasıyla sona erdi ve bu anlaşmada belirlenen sınırlar
küçük değişikliklerle bugüne kadar aynı kaldı. Bugün bu savaş hakkında ateşli
davranan birisi var mı? Günümüze daha yakın bir örnek verirsek, bir yüzyıldan
uzun süren Fransız-Alman savaşları bugün bulanık geçmişin bir hikayesi gibi
duruyor. Ama başka uzlaşmalar daha kırılgan oldular, örneğin Hindistan ve
Pakistan arasındaki uzlaşma. Ve tarihsel uzlaşmalar ibret verici şekillerde
başarısızlığa uğrayabilirler. Birbirini izleyen iki değişik biçim altındaki
(monarşik ve komünist) Yugoslavya uzlaşması, ki oldukça iyi işlediği
görünüyordu, 70 yıl tamamen paramparça oldu.
Öyleyse, İsrail ve Filistin önümüzdeki iki ay
ya da buna yakın bir süre içinde uzlaşacak mı? Olasılık en iyi ihtimalle yüzde
50’ye 50. Şu anda, sorun şuradaymış gibi görünüyor: Yorgunluk faktörü, iki
politik liderin kendi taraflarını bir uzlaşma zeminine taşıması için yeterince
yüksek değil. Fakat, uzlaşma için fırsat penceresinin kolaylıkla yitip
gidebileceği de aynı ölçüde doğrudur ve bunun farkında olunması, genellikle her
iki tarafın da ani bir son dakika anlaşması yapmasını sağlayabilir.
Bu tür son dakika anlaşmaları, ilgili halklar
ve dünyanın geri kalanı için yararlı mıdır? Kişinin cevabı genellikle ne kadar
yorgun düşmüş olduğuna bağlıdır. Hiç şüphesiz, bu “çözümleri” yargılarken
dayanabileceğimiz sağlam objektif kriterler bulunmuyor.
1 Ağustos 2000
(©
Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın
haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir,
elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı
üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek,
bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı
olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu;
faks: 1-607-777-4315.
Ayda
iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik
başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını
taşımaktadır.)
Fernand
Braudel Center Homepage