Fernand Braudel Center

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

Yorum No. 46 – Agustos 15, 2000

Sendikalarin bir gelecegi var mi?

Immanuel Wallerstein

1970’lerin baslarindan beri, bir suru insan – akademisyenler, gazeteciler ve sendikacilar – sendikal yapilarin zayiflamasindan bahsettiler ve genelde bunu uzulerek soylediler. Bu, dunyanin en zengin ulkelerindeki – Kuzey Amerika, bati Avrupa, Japonya – sendikalarin azalisini gosteren ve genellikle uye sayisinin calisan nufusa oranini veren kesin istatistiklere dayaniyordu. 25 yil boyunca, sendikalarin ve onunla baglantili olarak sendikaciligin zayiflamasi apacik bir gerceklik oldu. Fakat son bes yil icinde, sendikalar uzerinde revizyonist bir bakis gelisti. Bunun icin ne oldu?

Sendikaciligin dunya – sistemdeki gercek tarihiyle ise baslamaliyiz. Isyerlerinde, uyeleri icin daha iyi ucret ve yasam kosulu talebiyle orgutlenen isci organizasyonlarinin modern haliyle ortaya cikislari, 19. yy baslarinda bati Avrupa ile Kuzey Amerika’da olmustur. Ilk baslarda bu organizasyonlar, geleneksel zanaatcilerin yerlerini, daha az kalifiye ve daha dusuk ucretle calisan iscilerin tutulmasina imkan veren makinalarin aldigi endustriyel sehir merkezlerinde ortaya ciktilar.

Sendikaciligin 19 yy boyunca katetmesi gereken cok zor bir yolu vardi. Genellikle devlet mekanizmalari tarafindan arka cikilan isverenler, onlari tanimayi reddettiler ve orgutlenmelerinin onune gecmek icin goz dagi vermek amaciyla guc kullandilar. 19.yy sonlarina dogru sosyalist partilerin ve isci partilerinin yukselisiyle, sendikalar bu partilerle ittifak kurma egilimine girdiler ve yavasca bu yonde mesafe katetmeye basladilar. Sendikaciligin bu kalifiye zanaatkar temeli eridi ve sendikalar endustrinin tum kollarindan iscilerinden uyelere sahip olmaya basladi. Boylece devlete ve isverenlere karsi verdigi mucadelede daha da guclu olmaya basladi. Sendikacilik yayilmaya basladi fakat zayif bir bicimde - asil ortaya ciktigi yerin disinda ve zayif yapilar dunyanin diger yerlerinde de olusmaya basladilar.

Bunula beraber, Ikinci Dunya Savasinin sonuna kadar sendikalar, endustrilesmis ulkelerde genel bir sosyal taninmayi saglayamadilar ve yasal haklarini elde edemediler. Aslinda, genel mesruluk o kadar buyuk oldu ki muhafazakar partiler dahi sendikalar icin olasi bir rolu kabul ettiler. Ve bir ulkede sendikal yapilarin bulunmasi bir modernlik gostergesi oldu. Hemen hemen her ulke, rejimi tamamen otoriter bile olsa, sendikalarin kurulmasina izin verdi ( elbette ki bunlar cogu zaman kukla sendikalar oldular). Bir ulkede sendika federasyonun bulunmasi, ulusal bir bayraga, bir milli marsa veya ulusal bir havayoluna sahip olmakla es degerdeydi.

Ve sendikalar orgutledikleri isciler icin birseyler basarabildiler. Refah ulkelerinde, ucretlerde onemli duzeylerde artislar ve daha iyi calisma kosullari elde ettiler. Otoriter iktidarlarin ulkelerinde bile, kontrollu bir "refah" programinin mekanizmalari oldular. Dunya – ekonomi kapsayici bir genisleme ve uretici aktiviteden yuksek kar evresinde oldugu sure boyunca ki bu 1945 ve 1970 arasiydi sendikalar buyume ve gelisme yasadilar.

Ardindan Kondratieff dususu geldi, 1970’lerden beri icinde yasadigimiz ekonomik ve finansal dusus. Uretken aktiviteden gelen karlar asagi gidiyordu ve pek cok endustri sendikalarin daha gucsuz oldugu dusuk – ucretli emegin bulundugu bolgelere tasinmaya basladi. Uretim bolgelerini degistiren endustriler icin (celik ve otomobil gibi), geride kalan sendikalar (Kuzey Amerika, BATI Avrupa, Japonya) uye kaybetmeye basladilar. Uye kaybetmelerinde uyelerin issiz kalmasinin da etkisi vardi. Ayrica bu tasinma isinden kurtulmak icin bir takim odunler vermek zorundaydilar ve uyeler sendikalarin bu konuda kendileri yararina calismadigini dusunduler.

Sendikaciligin "dususune" katkida bulunan bir baska faktor daha vardi, ideolojik bir faktor. 19.yy sonlarindan itibaren, sendikalar ve sosyalist partiler hep sinif savasiminin politik liderligi konusunda israr etmislerdi ve "diger" problemlerin – azinliklarin ve kadinlarin sorunlari - asil meseleden saptirici konular olduguna dair net bir bicimde tavir almislardi. Ve bu isci siniflari bolerek isverenlerin cikarlarina hizmet etti. Fakat 1960’larda kadin hareketinin ve irkcilik karsiti hareketlerin yeni tepkili durusuyla birlikte, bu hareketler icerisinde yer alan insanlar, sendikalarin muttefikleri degil tersine karsi olduklari yapilarin yaninda ve sorunun bir parcasi oldugunu dusunmeye basladilar.

Bu gercek fenomenler, sendikaciligin dususu analizlerinin kaynagiydi. Bu analizlerin sorunu kisa donem olmalari ve bakis olarak kendi cografi bolgelerinin disina cikamamalariydi. Cografya ile baslayalim. Endustrilerin dunyanin diger bolgelerine tasinmasi, bir on yil icinde bu "yeni - endustrilesen" bolgelerde Kore, Guney Afrika yada Brezilya - gorece guclu sendikalarin yukselisine sebep oldu. Ve bu yeni – guc sendikalar, ulkelerinin ekonomik ve politik yapisi uzerinde gercek bir etki sahibi olmaya basladilar. Dunya olceginde bakildiginda, refah ulkelerindeki sendikalarin onemsizlesen rolu, diger ulkelerdeki artan rolu ile karsilandi.

Ikinci olarak, refah devletlerindeki sendikal yapilarin zayiflamasi dogrudan uretici karin konjekturel ( ve bu nedenle gecici olarak algilanan) ve dunya olcegindeki ekonomik azalisiyla baglantiliydi. Su her zaman gecerli olmustur ki bu tip B-periyotlarinin sonlarina dogru isci sinifinin saldirganligi uyanisa gecer. Ve bunu ABD’de, Fransa’da ve aslinda tum refah devletlerinde goruyorduk. Iste bu gecenlerdeki sendikalar hakkindaki "revizyonizm" tartismasinin kaynagini olusturuyor.

Son olarak, cerceve icine yerlestirilmesi gereken iki bilesen daha var.

Sendikalara en guclu muhalefet herzaman "bagimsiz" yani kendileri icin calisan isciler arasinda oldu. 19.yy basinda bu bagimsizligi kaybeden zanaatkarlar, gelirlerinde bir dususle karsilasmislar ve birlesmeye baslamislardi. Bugun onlar ozgur profesyoneller, her zaman gorece daha zengin olanlar, bagimsizliklarini kaybedenler ve bu nedenle gelirlerindeki dususun farkinda olanlar ve gene bu nedenle sendikalasma uzerine kafa yormaya baslayanlar. Ornegin, hayret verici bir sekilde son 2-3 yildir, ABD’deki tip doktorlari arasinda baslayan bir sendikalasma girisimi var, kendilerinden cok sigorta sirketleri icin calistiklarini ve bu nedenle daha az kazandiklarini, calisma kosullarinin kontrolunu kaybettiklerini dusunuyorlar. Bu surec devam edecek.

Son olarak sendikalar, daha once kendilerini sadece kalifiye iscileri orgutlemekle sinirlayamayacaklarini, yari-kalifiye ve niteliksiz iscileri de orgutlemek zorunda olduklari ogrenmelerine benzer bicimde, simdi de sadece erkek iscileri ve baskin etnik cogunluktan olanlari orgutlemekle yetinemeyeceklerini ogrendiler. Is gucunun kadinlar, "azinliklar" ve gocmenler tarafindan saglandiginin farkina variyorlar ve ciddi bir bicimde onlari orgutlemeye calisiyorlar. Bu da politikalalarini ve muttefiklerini degistiriyor. 1999’daki Seattle olaylari bunu sahidi.

Bu tip reforme edilmis bir sendikacilik buyuk ihtimalle onumuzdeki otuz yilda, son otuz yildakinden daha agirlikli bir role sahip olacak.

 

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage