Fernand Braudel Center

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

Yorum No. 52 – Kasim 15, 2000

ABD Baskanlik Secimleri: Donemlik Rapor

Immanuel Wallerstein

Yazdigim gibi, secim sonuclari henuz kesinlik kazanmadi ve bir sure daha belirsizligini koruyabilir. Uc tane mesele var: Neredeyiz, buraya nasil geldik ve ne fark eder.

Nerede oldugumuz ilk bakista acik fakat detaylara indigimizde karmasik. Yaklasik 100 milyon oy kullanildi. Al Gore yaklasik 200.000 oyla onde yani yuzde birin beste biri. Fakat ABD Baskanlik secimlerinin sonucunu belirleyen populer oylar olmuyor. Onun yerine, her eyaletin ayri ayri "secmen"lerinin uye olarak bulundugu bir secim senatosu var ve oylamalarini aralik ortasinda yapacaklar. Bir eyalette cogunlugun destegini kazanmak size eyaletin oylarini da kazandirir. Su an itibariyle, 50 eyaletin 47’si arti Kolombiya Bolgesi secim sonuclarini acikladilar. Uc eyalet hala dengede: Florida, New Mexico ve Oregon. Gore, New Mexico ve Oregon’da onde gidiyor ve buralarda kazanacak gibi gorunuyor. Bu, Secim komitesi oylamasini oyle cekismeli bir hale sokuyor ki Florida’nin 25 secmeni farki yaratacak kadar onem kazaniyor.

Kasimin 14’u itibariyle, 6 milyon insanin oy kullandigi Florida’nin resmi sayim sonuclari, George W. Bush’un 300 kesin oyla onde oldugunu gosteriyor. Bunula birlikte, daha henuz 4000’in uzerinde sayilmayi bekleyen oy var, son tarih 17 kasim olacak ve genel kani Bush’un Gore’u alt edecegi seklinde. Ve Palm Beach Sehri’nde oylar tekrar elle sayiliyor. Bu yeniden sayim isinin Gore’u destekleyebilecegi gibi bir tahminde bulunmak icin cesitli sebepler var ve bu fark yaratmak icin yeterli olabilir. Fakat, bu sayimin dikkate alinip alinmayacagi kesin degil. Buna karar verecek dava hala mahkemede gorusuluyor. Ek olarak, iki baska sehir daha tekrar elle sayilabilir. Her durumda da, Palm Beach’in tekrar sayimi buyuk ihtimalle bir haftayi bulacak. Bu nedenle gercek gostergeler net degil ve ustune ustluk kanunlar da en az onlar kadar belirsiz. Surec diger olasi gelismelere acik ve bunlarin sayisi cok cok fazla. Fakat herhangi birinin kendisini ortaya koyup koymayacagindan da emin degiliz.

Su kesinlikle soylenmeli ki saibeli sayimlar, prosedurdeki yanlislar sorunu yada hatali oylama mekanizmalari anlamina geliyor. Is bu noktaya gelinceye dek kimse hilekarlik yada memurlarin gorevi kotuye kullanmasi sorusunu gundeme getirmedi. Hatalar normaldir ve insanlar genellikle onlari gozardi ederler cunku sonucu degistirmeyi gercekten istemezler. Simdi, hersey birbirine cok yakin oldugu icin her hata finalde farklilik yaratacak durumda. Bu da, tekrar sayim meselesine harcanan enerjiyi acikliyor.

Bu noktaya nasil geldik? Soylenmesi gereken ilk sey, bu son derece cekismeli bir secim oldu. Fakat ABD’deki butun secimler ve hatta Bati dunyasindaki butun secimler cekismeli gecer. Fakat nadiren boylesi bir cekismeye sahne olurlar. Secimler cekismelidir cunku esas sistem, birinin merkezin solunda digerinin de merkezin saginda oldugu iki partiye yada iki koalisyona dayanir. Bu da su anlama gelir ki partiler yada koalisyonlar hep politik bir dilemmayi yasarlar: Kendi tabanini kaybetmeden politik spektrumun merkezindeki "kararsiz" secmenlerin oylarinin nasil alinacagi, ozellikle de saga yada sola daha yakin olanlarin oylarini kaybetmeden.

Aslinda su an ABD’deki durum, bizim siklikla karsilastigimiz bir durum: Iki aday merkezci programlari icin calisiyorlar, bu sirada daha militan destekcileri kendilerinden uzaklastiriyorlar. Net sonuc genellikle su sekilde oluyor: merkezdeki secmenler icin secimler ancak eger adaylar atesli ve heyecanliysa cekismeli ve ilginc geciyor.

Lakin, ne Bush ne de Gore, kendilerine oy atan bu secmenleri -tabii eger bu isteksizlik ve basiretsizlikle basardabildilerse- atesleyebilecek beceride degillerdi. Bununla birlikte, militan destekciler militandirlar ve kendi adaylari icin oy kullanma konusundaki egilimleri cok gucludur. Militanligin ABD’deki zayiflamasi oldukca bildik ve geleneksel bir durum. Militan Cumhuriyetciler ekonomik olarak daha iyi bir durumda olmayi istiyorlar ve sosyal degerlerde daha tutucu olma talepleri var. Ve beyaz erkekler arasinda kesin bir ustunluk istiyorlar. Militan Demokratlar, ekonomik refah konusunda cok istekli degiller, genellikle sosyal duzende daha liberal olma talepleri var ve kadinlar, "azinlik" guruplar(Siyahlar, Ispanikler, Yahudiler) ve sendika uyeleri uzerinde bir guc istiyorlar.

Ek olarak, "ucuncu" partiler problemi var. ABD secim sistemi, pek cok Avrupa ulkesindekinden farkli olarak, ucuncu partilere karsi hic de dostane davranmiyor. Bunlar genellikle tek bir secim icin, iki buyuk partiden birini "cezalandirmak" uzere meydana cikiyorlar. 1919 ve 1992’de, bu partiler Cumhuriyetcilerden yeteri kadar oy calarak bir Demokratin secilmesini sagladilar. Bu sene, Yesil Parti bir farklilik yaratmis olabilir. Kesinlikle, onlar olmasaydi Demokratlar Florida meselesini rahatlikla halledebilirlerdi.

Tum bunlarin bir onemi var mi? Aslinda iki soru var. Bu yilin oy sayim karmasasi gelecek senenin politik ortaminda bir degisiklik yaratacak mi? Ve kimin asil kazananan oldugununun bir onemi var mi? Karmasanin etkisine dair sorunun cevabi, bunun bir takim degisiklikler yaratabilecegidir. Ek olarak, bu durum ABD’nin zaten yaklasik 30 yildir duzenli bir erezyon surecine maruz kalan yasa devleti olma ozelligini daha da asindiracaktir. Tekrar sayim meselesi sabirlari tuketmis durumda. Ve her kim kaybederse, suphesiz bir sekilde kendini kandirilmis hissedecek ve hircinlasacaktir. Fakat ABD, ilginc bir sekilde Clinton’un buyuk arzularindan kaynaklanan gorevi kotuye kullanma davasina geri dondu ve ulke gelecek yila kadar Florida hakkinda bildiklerini unutabilir.

Simdi en onemli soruya geliyoruz, Gore yada Bush, kimin secileceginin bir anlami var mi? Cevap hem evet hem de hayir seklinde olmak zorunda. Hayir cevabi ile baslayalim. Daha onceden aciklamis oldugum gibi (Comment No. 47, Sept. 1, 2000, "ABD Secimleri ve Dunyanin Geri Kalani"), ABD dis politikasi her iki aday icin de ayni olacak. Suphesiz bir takim ufak farkliliklar var. Ve su bir gercek ki bu secim rezaleti, ABD’nin dunyadaki politik pozisyonudaki zayiflamaya yardimci olacak fakat cok buyuk olcekte degil.

ABD Baskani, ABD politik sisteminde siradisi bir guce sahip fakat Kongredeki yasamaya cok ihtiyaci var ve kendi partisinden olanlar bugunkunden daha fazla olsa da bu hic kolay degil. Senato ve Temsilciler Meclisi icin oy sayimi henuz tam olarak tamamlanmis degil fakat Cumhuriyetciler her ikisinde de ince bir farkla cogunlugu almis durumdalar. Bush yada Gore, onergelerini gecirebilmek icin onlari buyuk miktarda yumusatmak zorundalar. Bu ozellikle ikisinin ayristigi yasama meselelerinde buyuk onem kazaniyor: Vergi indirimi, saglik hizmetlerinin kapsaminin genisletilmesi, sosyal guvenlik sisteminde degisiklikler.

Bu bizi, bir Baskanin az yada cok (az yada cok meselesinin altini ciziyorum) kendi basina karar verebildigi seyler meselesine getiriyor. Herkesin hakkinda konustugu bir mesele, Anayasa Mahkemesi (ve elbette Federal Mahkeme) hakimligi icin aday gosterilmesi konusu. Iste bu noktada kimin secilecegi onem kazaniyor. Bir Bush galibiyeti, uzun bir sure icin ABD yargisini ve bir olcude Anayasa Mahkemesini daha muhafazakar bir yone dogru bastiracaktir. Gore zaferi ise yargidaki status quo’yu koruyacaktir. Herseyden daha onemli bir yargi meselesi ise davalarin dusmesi olayi ve Bush mahkemesinin Roe – Wade davasinda son karari tersine cevirecegi pek cok insanin korkusu olmus durumda. Fakat daha bir suru baska yargi meselesi var ve hepsi de onem arzedebilir.

Baskan ayni zamanda, duzenleyici istihbarat masalari uyelerini de atiyor. Iste bu noktada, bir Bush zaferi suphesiz bir bicimde Microsoft, sigara sirketleri ve ilac firmalari uzerindeki baskiyi dusurecek yada geri cekecek. Gene cevre konusunda alinacak kararlar var. Ve Bush coktan, cevreci guruplarin ve Gore’un siddetle karsi ciktigi Alaska bolgesindeki petrol arama faaliyetlerine izin verecegini acikladi bile.

Sonucta, militanlarin militan olmak icin bazi sebepleri vardi. Fakat merkezdeki secmenlerin (kararsiz, sikilmis, ilgisiz) kararsiz hisstemeleri icin de bazi sebepleri vardi ve bu sonuclara farksizlik seklinde yansidi.

 

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage