Fernand Braudel Center

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

Yorum No. 53 - Aralik 1, 2000

"Haykirarak Degil Inleyerek"

Immanuel Wallerstein


Unlu yazar T.S. Eliot, "Iste dunyanin sonu, haykirarak degil inleyerek." Bu dizeyi, Baskan Clinton bu ay Vietnam’i ziyaret ettiginde hatirladim. Kesinlikle dikkatleri cezbeden bir ziyaretti. Ilk dikkat cekici sey, en dusuk dereceden yapilmasiydi. Ikinci sey ise, hemen hemen hic kimse gittiginden haberi yoktu. ABD halki, devam etmekte olan baskanlik secimi belirsizligi melodraminin icinde o kadar dagilmis durumdaydi ki Clinton’un ziyareti televizyon yayinlarinda cok kucuk yer aldi. Vietnam’da, hukumet soguk bir centilmenlik icerisindeydi. Halk tepkisi daha destekleyici gorunuyordu, ozellikle Hanoi’den farkli olarak Saigon’da.

Fakat bunu dusunun. ABD’nin Vietnam Savasi, Vietnam’in da Amerikan Savasi dedigi olay, iki ulke icin de son 50 yilin politik hayatindaki neredeyse en buyuk olaydi. Harcanan yasamlar ve paralar inanilmaz derecede buyuktu. Ve siyasi kamplasma daha hassas olamazdi. Savas her iki ulkeyi de parcaladi ve hafizalarinda kalici izler birakti. Ve simdi, 2000 yilinda, iki ulkeyi boylesine alakadar gormek... Guzel, sadece devam edelim, ekonomik iliskileri gelistirelim ve aslinda hic bir sey olmamis gibi davranalim!?

Niye hep bir savas oldugu sorulabilir. Ornegin, ABD’nin bakis acisina gore sebeplerin neler olabilecegini bulmaya calisalim. 1955 senesinin ABD’sini ele alin, Cenova Anlasmasindan sonra ozgur secimlerin onundeki engellerin anlasma ile kaldirildigi ve herkesin Viet Minh’in kazanabilecegini dusundugu bir donemdir bu. ABD bunun olmasina izin vermedi cunku bunun Vietnam’da komunizmin bir zaferi olacagini soyledi ve bu komunist zaferin bir "domino taslari" hareketi baslatacagini belirtti. Bunun anlami diger ulkelerin de (Laos ve Kambocya gibi) komunist olabilecegiydi ve belki baskalari da onlarin ardindan siradaydi. Boylece bir savas oldu. Ve ABD ordusuna ragmen, Vietnam, Laos ve Kambocya komunist devletler oldular, oncesinde Cin’in oldugu gibi.

Sanirim asil sorulmasi gereken ondan sonra ne oldugu. Bugun Cin, komunist parti tarafindan yonetiliyor. Fakat, ayni zamanda dunya ekonominin aglarina dahil olmus durumda, ulke icinde ABD yatirimlarina izin veriliyor ve ABD ile bazen gerginlesse de dostane iliskiler surduruluyor. Vietnam az yada cok Cin’in gecirdigi degisimi taklit etmeye calisiyor. Boylece, 2000 yilinda, ABD’nin 1955’te arzuladigi duzene varmis bulunuyoruz ve ABD secimlere itiraz etmeyip savas cikarmasaydi da benzer bir durumda olabilirdik gibi gorunuyor.

Simdi, ayni meseleye bir de Vietnamci bir durusla bakalim. Vietnamlilarin 1995’te istedikleri neydi? Kesinlikle, tahmin edilebilecegi gibi ulusal ozerklik istemislerdi. Vietnam, Vietnamlilar tarafindan yonetilebilir ve dunyada kendine uygun dusecek bir rolu ustlenebilirdi. Viet Minh’in liderleri ayni zamanda sosyalist bir toplum yaratmak istediler. Fakat bununla kastettikleri neydi? Biri, ekonomik acidan daha gelismis ve daha otonom olabilmek ve icerde daha esitlikci bir duzen kurabilmekti. Iste bu sonuclara ulasabilmek icin savastilar. Aciklamann bir parcasi, savasa girmek istedikleri sonuclara ulasan yolda ekonomik acidan buyuk bir engel olusturabilirdi. Fakat bu aciklamanin sadece bir parcasi, herhangi bir savas yasamayan ama onlarin gittikleri mesafeleri daha once kateden ulkeler gercekten de hedefledikleri sonuclari elde edemediler. Vietnamlilar, simdi bu amaclarina baska bir yoldan ulasmaya calisiyor gibi gorunuyorlar ve bu Clinton’u neden davet ettiklerini acikliyor. Yani onlarin bakisi ile konusursak, ayni bicimde, savas bunun icin gerekli miydi?

Elbette ki yasanan tarih her zaman bizi gercekligin kendisiyle yuzyuze birakir: Alternatif opsiyonlar her zaman, yasanan durum icin gercek opsiyonlar olmayabilir. Ayni sekilde alternatif yollari tercih etmek durumu, her iki ulke icin de su an icinde bulundugumuz halinden cok daha kotuye goturebilirdi – dunyanin geri kalani icin dogacak sonuclardan bahsetmiyorum bile. Fakat halihazirda ulkelerin savastan elde ettikler kucuk faydalar uzerine sempatik yorumlar yapilmak zorunda.

Simdi de dikkatlerimizi bir diger savasa cevirelim. Yaklasik bir yirmi yil kadar once, Afganistan’da iktidara komunist hukumeti geciren bir ic darbe yasanmisti. ABD, bu hukumete karsi savasan silahli gerilla birligi Mucahitler’i destekledi. Sovyetler Birligi ise Afgan Hukumetine destek amaciyla askeri birliklerini gonderdi. Pek cok yonden Vietnam-Amerika Savasina benzeyen cok uzun bir savas oldu. O donemlerde savas, basinda "Rusya’nin Vietnam’’i" olarak lanse edildi. Bu acikca savasin daha o zamandan itibaren kazanilamayacagina dair bir bakisin oldugunu gosteriyordu ve Sovyetler Birligi icinde de savasa karsi bir muhalefet olusmustu. Sonunda, Sovyetler birligi, askerlerini geri cekti ve komunist hukumet Mucahitler tarafindan dusuruldu. Afganistan fiyaskosu, Sovyetleri parcalanmaya goturen faktorlerden sadece biriydi.

ABD, sanki Vietnam’da kaybettigi seyi Afganistan’da bulma egilimindeydi. Fakat yapabildi mi? Herkesin gayet iyi bildigi gibi, devaminda Afganistan’da yasanan, galip Mucahitler arasindaki uzun bir ic savas oldu. En sonunda kazanan Taliban oldu ve kadinlari kismen yok sayarak ulkede Islamin koktenci bir versiyonunu kurdu. Su hatirlanmali ki komunist iktidar, ulkenin tarihinde simdiye dek gordugu en "Batili" tarzda hukumeti kurmustu ve kismen de olsa kadinlarin durumuna dair ilerici adimlar atmisti, egitim ve saglik alanlarinda yaptigi gibi.

En buyuk ironi su ki ABD, mucahitlerin yukselisini siyasi anlamda destekledi ve finanse etti. Savasanlar sadece Afganlar degildi, askerler arasinda diger ulkelerde yasayan muslumanlar da vardi. Komunist iktidarin dusurulmesinden sonra, Afgan olmayan mucahitler ulkelerine geri donduler ve ABD’nin kendilerine verdigi egitimin yardimiyla pek cogunda paramilitarist yapilar kurdular. Sudan ve Cezayir gibi ulkelerde birer guc haline geldiler. Hepsinin otesinde, uluslar otesi duzeyde kadrolar yarattilar ve su an tandik bir kisilik tarafindan yonetiliyorlar: Osman Bin Laden.

Osman Bin Laden’e gore, bugun artik komunist dusman tarihte kalmis bir hikaye. Bununla birlikte ABD, bugunun dusmani olarak duruyor ve Osman Bin Laden’in (ve daha pekcoklarinin ) ugruna kesintisiz mucadele edip savastigi seylere karsi eylemlerine devam ediyor. ABD "terorist" orgutlenme dedigi bu gurubun saldirilarindan epey rahatsiz durumda ve net olarak onlari buyuk bir politik problem olarak goruyor.

Eger ABD, Afganistan’daki komunist iktidara karsi bir isyan orgutlememis olsaydi ne olurdu diye sorulmasi gerekir. Acaba bugun baskan Clinton Afganistan’i ziyaret ederek dunya-ekonominin parcali yapisini kuvvetlendiriyor olur muydu? Yada en azindan Vietnam’daki kadar iyi karsilanir miydi? Hicbir ABD baskani, Taliban iktidarindaki bir Afganistan’i ziyaret edemez. Kismi bir ornek olarak ABD, bolge kesinlikle kendi kontrolu altinda bulunmasina ragmen Taliban iktidarini yasal bir iktidar olarak tanimayi reddediyor. Ve eger Afganistan’da boyle bir savas yasanmasaydi, Sovyetler Birligi gene de parcalanir miydi? Ve Afganistan komunist bir hukumetle su an Taliban’la oldugundan daha iyi bir noktada olabilecek miydi?

Bunlari hicbir zaman bilemeyecegiz fakat birileri merak etmeli. Yani, belki tum dunya icin gecerli degil ama son elli yil inlemelerle tamamlaniyor.

 

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage