Fernand Braudel Center

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

Yorum No. 54, Aralik 15, 2000

Demokrasi ve Oy

Immanuel Wallerstein

 

Amerika Birlesik Devletleri, nihayet oylarin sayimindan ve de sayilmamasindan otuz alti gun sonra secilmis bir baskana sahip. Biri galip gelen digeri maglup olan adaylar, simdiye dek yaptiklari konusmalarinda "biraraya gelmenin" ve ABD’nin yasalara bagli, demokratik bir ulke olmasinin onemini vurguladilar.

ABD, dunyadaki en demokratik ulke olma iddiasini tasimaktan buyuk gurur duyuyor. ABD dunyanin geri kalanina demokrasi vaazlari veriyor ve dis politikadaki niyetinin, Woodrow Wilson’un sozleriyle, dunyayi demokrasi icin daha guvenli bir hale getirmek oldugunu iddia ediyor. ABD son yillarda, pek cok ulkeye, secim surecinin demokratik gecip gecmediginden emin olmak amaciyla "gozlemciler" gonderiyor.

Fakat demokrasi derken neyi kastediyoruz ve nicin bu erdemli bir olgu? Kelime, ondokuzuncu yuzyilin ilk yarisinda politik retorik icinde ilk olarak kullanilmaya baslandiginda, oldukca tartismali bir sozcuktu. Siyasette, sola, hatta asiri sola ait bir kelimeydi. Coklari icin, "komunizm" sozcugunun yirminci yuzyilin ikinci yarisindaki haliyle arasinda anlam olarak cok az bir fark vardi. Tarihin akisinin biryerlerinde, soylem degisti. Demokrasi, politik spekturumun cok genis bir kesimi tarafindan sahiplenilen bir terim oldu ve 1945’ten sonra, herkes demokrasi taraftariydi.

Terime ilk basta gosterilen direnc, onun temsil ediyor goruldugu sey yuzundendi - demos, siradan insan, politik kararlar alacak ve devlet aygitininin karsisinda duracak olan siradan insan. Bu cok radikal bulundu. Buyuk olasilikla simdi de oyle dusunulmekte. Kelimenin kabul edilebilir olmasina yol acan sebep ise pek cok insanin onu yeniden tanimlamasiydi. 1850-1950 arasi donemin ozelliklerinden biri, teorik olarak evrensel olana degin secme ve secilme hakkinin verilmesiydi. Teorik olarak diyorum, cunku buna donusecek. Demokrasi, ozgur ve adil secimlerin varligi olarak tanimlanir hale geldi. Bugun, ozgur ve adil secimler demokratrik bir devletin kesinlikle vazgecilemez bilesenleri fakat asil hikayenin cok uzaginda duruyorlar. Demokrasinin tanimini bu sekilde kisitlayarak, pek cok insanin soyledikleri agizlarina tikiliyor ve bizlere siradan insanin politik kararlarda etkin olmasi fikri unutturuluyor.

Elbette, ozgur ve adil secimlerin devamliligi seklinde tanimlandiginda, bu bizi bunun oncelikle Kuzey Amerika’da ve bati Avrupa’da, kismen de daha az modern veya daha az uygar yada bir yonden daha geride olan dunyanin diger kisimlarinda gerceklestigi genellemesine goturebilir.

ABD’de secimler hakkinda her zaman iki gorus oldu. Bunlardan biri, secim dendiginde ABD’nin ornek ulke oldugunu soyleyen resmi retorik bakis. Gercek su ki, bu resmi retorik buyuk bir olasilikla Amerikan nufusunun ucte birinden yarisina kadar degisen bir olcekte toplumun destegini aliyor. Ardindan gelen ise sinik bakis, yani calinan oylar ve kendi tarafindan olmayanin oy kullamasini engellenmesi bu iste kesinlike normaldir; herkes bunu yapar ve bir halk skandali olarak ortaya cikmadigi surece, kimse bu konuda bir sey diyemez. Bu zamaninda cok zarar gormus gazetecilerin, Reel-politik siyasi bilimadamlarinin ve buyuk ihtimalle tum profesyonel siyasetcilerin gorusu. Ayni zamanda, bu tip sureclerden en fazla zarari goren alt siniflarin da sahiplendigi bir gorus. Bu gecen periyotta, ozellikle Afrikali ve Amerikanlar tarafindan oldukca gurultulu yollardan dile getirildi.

 

Bu son secimlerde ne olup bittigine bir bakalim. Merkezdeki oy verenlerin destegini almak icin yarisan ve buna ek olarak, ayni zamanda da tabanlarini kavramaya calisan (Bush icin sag-kanat ve Gore icin sol-kanat) iki aday vardi. Ikisi de karizmatik degildi. Sonucta secim son derece cekismeli gecti . Gore, populer oylarda Bush’u yendi, fakat 100 milyon oy icinden sadece 300,000 farkla. ABD, Secim Komitesi (Electoral College) uzerinden dolayli bir sisteme sahip oldugu icin populer oylarin bir onemi yoktur. Secim Komitesinde Bush’un 271 sayisi ve Gore’un 267 sayisi vardi. Bununla birlikte kritik Florida seciminde, Bush son kabule gore sadece 537 oy ondeydi (5 milyon icinde) ve Florida olmazsa, Bush kaybedecekti. Bu yuzden tam anlamiyla cekismeliydi.

Sonuc olarak ABD’de secimlerin "ozgur ve adil " olup olmadigina dair bir ay suren bir tartisma yasadik. Bu tartismada pek cok taraf vardi. Oylar dogru bir sekilde sayilmis miydi? Secmeni yanlis oy kullanmaya sevkeden oy pusulalari (her eyalet ayri metod kullaniyor) yok muydu? Dikkate alinmamasi gereken oylar da mi sayilmisti? Bazilari, onceden kaydolduklari halde sandik listesinde isimleri olmadigi icin oy kullanamamislar miydi? Baiz insanlar oy kullanmamalari yonunde tehdit almislar miydi?

Gore cephesi, ilk mesele uzerinde yogunlasti, oylar dogru bir sekilde sayilmis miydi? Oylarin elle tekrar sayimini talep ettiler. Sonunda, ABD yargitayi Gore cephesinin 5-4 oy ile kaybettigini acikladi. Gore cephesi bu aciklama ile ilgilendi cunku bu istedikleri sonuca ulasmalari icin yeterliydi ve yasal itiraz icin yeterince uygundu. Ahlaki olarak ise muhakkak ki en onemlisi degildi.

Suphesiz, butun hatalari birer suc ve neredeyse kacinilmaz seyler olarak degerlendiren bir pozisyona gecebiliriz. Ve normal olarak herkes boyle bir analizden tatmin olacaktir. Fakat, fark 5 milyon icinde 537 oy oldugunda ve bu 500 oyun anlami ABD Baskanligiyken, meselenin saibeli olmasi anlasilabilir bir durum oluyor. Bu noktada iki soru ortaya cikiyor: Bu secimin ABD icin sonuclari nedir? Bize demokrasiye dair ne gosterir?

Henuz ilk sorunun tam bir cevabini almis degiliz. Yargitayin 4-5 karari, pekcok insan tarafindan (belki de nufusun yarisi tarafindan), kanuni retorik tarafindan belgelenmis politik temelli bir karar olarak degerlendiriliyor. Bu, olaydan "yarginin ve ulusun kendi kendini yaralamasi" diye bahseden ve tekrar sayim izninin iptali yonundeki her turlu basvuruyu reddeden muhalif yargiclarin bakisi gibi gorunuyor. Simdi Gore ve Bush, zarari onarmaya calisacaklarini ve bipartizan olacaklarini soyluyorlar ve bunun bazi etkileri olabilir. Birisi mucize kabilinden boyle diyor, bununla birlikte eger birisi bipartizan olacaksa digeri nicin partizan olma sikintisina katlansin. Gercek su ki iki senatodaki Cumhuriyetci kitle su an birbirine oldukca yakin. Ve daha onemlisi, on secim atmosferininin hararetini secim sonrasi yangina donduren ve 2004’e hatta belki daha sonrasina kadar devam edecek politik taraftarliklar uyandirildi.

Fakat demokrasi hakkinda ne denebilir? Oy sayimindaki rastgele hatalarin rastgele olmadigi, su durumda acikca ortaya cikti. Alt sinifin ve beyaz olmayanlarin bulundugu eyaletlerdeki oylama mekanizmalari, vergi temelli ekonominin basit sebepleri yuzunden, diger eyaletlerdekilerden daha zayif olmaya egilimli ve sistematik bir bicimde daha da zayifliyor. Bu nedenle de, altsinif oylari da bir sayilamama egilimine mahkum oluyorlar. Fakat, birisi diger sorulari sorabilir. ABD’de evrensel oy hakkina sahibdegiliz.Ornegin pek cok eyalette, sabikali insanlarin tumu oy kullanamayabiliyor. Bu buyuk bir sayi eder ve oransiz bir bicimde, buyuk oranda alt siniflari kapsar. Buyumekte olan bir gurup olarak vatandaslik hakki olmayanlar meselesini acmiyorum bile. Dahasi, oy kullanma konusunda herhangi bir engel tasimamalarina ragmen insanlarin yuzde ellisi oy kullanmiyor ve bu yuzde elli gene oransiz bir sekilde alt siniflardan oluyor. Onlara nicin oy kullanmadiklarini sormaliyiz. Hatta, onlarin oy kullanmasi icin ne yapabiliriz diye dusunmeliyiz.

Eger demokrasi ozgur ve adil secimlerse, ona ulasmak icin oldukca uzun bir yolumuz var. Eger demokrasi bundan daha fazla bir sey ise, daha gidecek cok cok fazla bir yolumuz var.

 

 

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage