Fernand Braudel Center, Binghamton University

http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm





Dunya ve George W. Bush Comment No. 56 Jan. 15, 2001

George W. Bush'un, yirmibirinci yuzyilin ilk Amerikan baskani olmasiyla tum dunyayi bir merak sardi. Birlesik Devletler sinirlari disinda herkes Bill Clinton'in ne kadar takdir edilesi bir baskan oldugunu anlamaya basliyor. Cunku o, onlarin kendi bakis acilariyla yaptiklari tahminlerden cok daha iyi bir baskan cikti. Ama bu sadece onlarin Clinton'un politikalarini her zaman -hic olmazsa cogu zaman- benimsemis olmalarindan kaynaklanmiyordu. Ayni zamanda dunyanin gozunde akilli, bilgili ve iyi bir dinleyiciydi. Ve hepsinden ote A.B.D'nin gucu, kibiri ve Fransizlarin pis aller dedigi ben-merkezciligi gozonune alindiginda, karsilasabilecekleri en iyi baskan olmasindan kaynaklaniyordu.

Dunyanin geri kalan kismi Clinton'dan sonra Al Gore'un goreve gelecegini umuyordu (ve bekliyordu). Ama gercek sonuclari gorunce sasirdilar (ve umitsizlige kapildilar). Su anda tum dunya; guc, kibir ve ben-merkezcilik hala A.B.D.'de olmasina karsin, George W. Bush'un Clinton'in sergiledigi hic bir ozellige sahip olmamasindan dogal olarak korkuyor. Ben, Bush yerine Al Gore'un basa gelmis olmasi durumunda, dis politikalar konusunda sadece kucuk basit degisiklikler olacagini belirtmistim (Comment No. 47, Sept. 1, 2000).

A.B.D.'de "bipartizan" bir dis politikanin oldugu soylendiginde kastedilen, 1945'ten beri her iki partinin de baskin cogunlugu tarafindan uzlasilmis bir dis politikanin temellerinin varligidir. 1945'ten bugune, bu politika surekli ve nispeten akici olmus, baskanliktaki degisimlere ragmen kesintiye ugramamistir. Buna gore, her iki partinin icinde de dis politikadaki vurgunun farkli yerlere kaydirilmasini isteyen onemli gruplarin var oldugunu gormek gerekir. Demokrat Parti'nin daha "guvercinimsi" davranan ve Avrupa disindaki insanlarin ihtiyaclarina ve haklarina daha sempatik yaklasan (sol) bir kanadi var. Hatirlarsaniz bu, Vietnam Savasi sirasinda Demokrat Parti'yi bolen seydi.

Cumhuriyetci Parti'de ise bunun karsiti olan bir (sag) kanat iki noktaya vurgu yapiyor: bir yandan daha buyuk bir izolasyonculuk ( Birlesmis Milletler'in reddi, yardim projelerine para harcamaktaki isteksizlik, "barisi saglamak" amaciyla herhangi bir bolgeye asker sevkiyati konusundaki suphecilik), diger yanda ise maco-militarizm ( silahli kuvvetler ve ozel olarak silah sistemleri icin daha cok para, diger devletlerin, muttefik sayilanlar da dahil olmak uzere askeri guclerinin gelismesine karsi sabirsiz bir agresiflik, Cin ve Rusya'ya sert karsi duruslar) .

Bush'un ic meselelerde bile, degisik gruplardan destekcilerini bir arada tutmak icin hos bir politik uslubunun oldugunu goruyoruz. Bu zamana kadar, gerilimleri her kampa bir kemik atarak ve kaygan retorigi kullanarak idare edecegini gosterdi. Ve su ana kadar (secimler sirasinda) bu ise yaradi. Sorun, Bush'un Kongre'de acik bir cogunluga sahip olmadigini da goz onune alarak, bu taktigin dis siyaset konusunda ise yarayip yaramayacagi.

Bush, geleneksel A.B.D. politikasinin aliskanliklarini, babasi donemindeki yonetimden bir dis iliskiler/ savunma/ ekonomi takimi secerek rahatlatti. Ticaret temsilcisi olarak Robert Zellick'in atanmasi kamuoyuna, Clinton'la ateslenen 'globalizm' hamlesinin devam ettirilecegini gosterdi. Fakat Cumhuriyetci Parti icindeki diger egilimleri de goz ardi etmedi. Colin Powell sayesinde Amerika'nin artik askerlerin dunyanin degisik bolgelerinde kullanilmasi konusunda tedbiri, hatta asiri tedbiri savunan bir devlet bakani var. Ve Donald Rumsfeld sayesinde ise Amerika, sikca adi gecen Ulusal Fuze Savunmasi'ni (NMD) hayata gecirmeye kararli bir savunma bakanina sahip.

Ne Powell ne de Rumsfeld 'izolasyonculuk' ve "maco-militarizm" konusunda uc goruslere sahip insanlar degiller belki ama bu egilimlerden gercek bir kopusu da temsil etmedikleri kesin. Dahasi, bu iki egilimi, en azindan taktik bir duzeyde ayni anda takip etme konusunda net bir celiski var. Celiski ve bu yuzden de kafa karisikligi. Dolayisiyla dunyanin diger bolgeleri icin bir merak konusu.

Bu merak kisa donemde, Bush'un kazandiginin aciklanmasindan beri cesitli sekillerde kendini aciga vurdu. Guney Koreliler, Bush'un Clinton tarafindan baslatilan Kuzey Kore'ye yonelik girisimleri surdurmeyeceginden ve Kim Dae-Jong'un "Gunes Isigi" politikasini gozardi etmesinden endiseli olduklarini dile getirdiler. Asya'da Amerika'nin temsilciligini yapmak icin atanan ama ayni zamanda Pekin ve Tayvan arasindaki gerginligin giderilmesinde perde arkasinda rol alan Singapur baskani Lee Kuan Yew, NMD projesinin hayata gecirilmesinin, farkliliklarin bir arada bulunabilmesi umutlarini da sondurecegini dile getirdi.

Bush yonetiminin Saddam Huseyin'e karsi daha da "sertlesme" karari aldiginda, Amerika'nin bolgedeki son muttefigi Ingiltere, Irak'in kuzey ve guney bolgelerinde suren ucus yasagini kaldirma konunda Amerika'ya baski yaptigini belirtti.

Dunyanin ilk endisesi NMD etrafinda sekilleniyor. Kanada Basbakani, bu konudaki guvensizligini diplomatik olarak belirtti. Ve Avrupa'daki hic kimse, projenin sadece Amerika'nin rahatlamaya yonelik bir cabasi oldugunu dusunmuyor. Bu ayni zamanda Avrupa'nin Amerika askerlerinin silahlarinda kullandigi "seyreltilmis uranyum"un yarattigi toksik hasarin ortaya cikmasiyla duyduklari abartili tepkiyi de acikliyor. Abartili diyorum cunku bu silahlarin kullaniminin zehirli gazlar kullanmak kadar sorumsuzca oldugunu dusunmuyorum. Gercekten. Ancak tepkiler abartilidir cunku bircok Avrupa Devleti tehlikeleri uzun zamandan beri bilmekteydi.

Ortaya cikan durum sudur: Amerika, NATO'nun kendi disindaki diger tum uyelerini beraber hareket etmeye zorlayan bir yapi olusturdugunu dusunuyor. Italyan hukumeti kendi askerlerinin losemiye ugramasi konusunda dogal olarak kizgindir. Ve tabii ki, sadece Italyanlar degil: Fransizlar diger Avrupalilarin kendi kendilerine dusundukleri seyleri acikca ifade etme rolunu oynar gibi gorunuyor. 10 Ocak'ta Fransiz Ulusal Birligi baskani Paul Quilés, bu meselenin NATO icindeki onemli bir sorunu gosterdigini belirtti: "Amerikalilar, Atlantik Pakti icinde, olaydan sonra bile ortaklarina haber vermeden kendi baslarina karar verme haklari oldugunu dusunuyorlar."

Ancak, Amerika "seyreltilmis uranyum"lu silahlar tartismasinin arkasinda yatanlar konusunda aldanmadi. Mesele NATO'nun yapisindan, daha dogrusu varligindan kaynaklanmakta. Donald Rumsfeld simdiden, Kongre'deki yemini oncesinde, NATO'nun yapisini tehdit edecegini dusundugu otonom bir Avrupa ordusu fikrine karsi oldugunu belirtti.

Peki tum bunlar nereye varacak? Clinton, Amerikan hegemonyasinin yasadigi kacinilmaz guc kaybini yavaslatmak icin elinden gelen her seyi yapti. Bush yapilanlarin yeterli olmadigini dusunuyor. Yeni duzenlemelere gidilecegini belirtiyor. Sonuc muhtemelen, surecin hizlanmasiyla devam edecek.



Immanuel Wallerstein

Bu yazi, Binghamton Universitesi'nde Prof. Immanuel Wallerstein'in sorumlusu oldugu Fernand Braudel Merkezi'ne ait internet sitesinden (http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm)

alinmistir.



(Fernand Braudel Center Ana Sayfa'sina git)