Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

59, 1 Mart 2001

MARCOS, MANDELA VE GANDİ

 

 

Tam şu sıralar, Gizli Yerli Devrimci Komitesi, Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun (EZLN) genel komuta merkezi, Mexico City’e doğru yürüyor. Bu, onbinlerce “yerli” Meksikalıyı harekete geçiren, dünya basınının izlediği, dünyanın dört bir yanından gelen sempatizanların eşlik ettiği ve yolda konuşmaların, mitinglerin ve basın açıklamalarının yapıldığı tarihsel bir olay. Yürüyüşün kendisine karşı yöneldiği Başkan Vincente Fox hükümeti, yürüyüşe karşı çok dikkatli bir tavır sergiliyor. Hükümet, yürüyüşü resmi olarak cesaretlendirdi, yürüyüşçülerin ve liderlerinin (ki kaynağı belirsiz tehditler almaktaydılar) güvenliğini sağlamak için 1.600 polise talimat verdi ve EZLN ile biraraya gelmeye ve görüşmeye hazır olduklarını açıkladı. EZLN ise hükümete çok şüpheci ve oldukça küçümseyici bir tutumla yaklaşıyor. (Bir önceki hükümetin imzaladığı, ama hiçbir zaman uygulamadığı) San Andrés anlaşmasının yerine getirilmesi hakkında görüşmeler yapılmasının ön koşulunun, tüm siyasi mahkumların serbest bırakılması ve Chiapas’taki Meksika ordusunun geri çekilmesi olduğunu ısrarla belirtiyor. Şimdiye kadar, Fox bazı mahkumları serbest bıraktı ve ordunun bir kısmını geri çekti.

Son 200 yılda, çok farklı türde devrimci ya da sistem karşıtı hareketler var oldu. Geriye dönüp bu hareketlerin tarihine baktığımızda, bazılarının iktidardaki güçlere karşı askeri bir faaliyete giriştiklerini ve bu tür hareketlerin bazen başarılı, bazen de başarısız olduklarını görüyoruz. Fakat çok farklı nedenlerden ötürü askeri eylem, gerilla tarzında bir eylem bile olsa, her zaman gerçekten mümkün değildir.

Bu hareketlerin karşı konulması çok güç baskılara karşı son derece zorlu kampanyalar yürüttüğü ve gerçek anlamda askeri eylem olmaksızın başarılı oldukları üç dikkat çekici örnek yaşandı. Bu hareketler, öyle gerektiği veya tercih ettikleri için, askeri mücadelenin yerine, ahlaki hegemonya olarak adlandırılabilecek şeyi seferber eden siyasi bir kampanyayı geçirdiler. Bahsettiğim bu üç mücadele şunlardır: Hindistan Ulusal Kongresi (INC) ve Gandi; Güney Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve Mandela; ve EZLN ve onun ünlü sözcüsü Komutan Yardımcısı Marcos.

Gandi de bir yürüyüşe; ünlü Tuz Yürüyüşüne önderlik etmişti. 1930’da, 78 kişiyle birlikte, vergi ödemeden tuz toplayarak yasayı ihlal etmek amacıyla denize kadar 241 mil süren bir yürüyüş başlatmıştı. Amaç Britanya yönetimine karşı tam bir bağımsızlık kazanmaktı. Gandi, yürüyüş öncesinde Valiye yazdığı ve planlarını anlattığı mektupta şöyle diyordu: “Dolayısıyla, Britanya yönetimini bir felaket olarak görmeme karşın, tek bir İngilize zarar gelmesini istemiyorum.” Gandi’nin yasayı çiğnemesinin ardından, Hindistan’ın her yerinde başkaları da aynı şeyi yaptı ve hapishaneler doldu taştı. İngilizler sivil itaatsizliğin, bazı şeylerin belirli bir amaçla sembolik olarak kullanılmasının bir silah olarak etkisini hissediyorlardı.

Tuz Yürüyüşü’nden yaklaşık otuz yıl sonra, Güney Afrika’da ANC, apartheid rejiminin sivil itaatsizliğe karşı zihinsel olarak hazırlıklı olduğunu ve bu manipülasyona karşı vurdumduymaz davrandığını gördü. ANC mücadelesini gerilla savaşına kaydırdı. Ancak bu o kadar kolay değildi ve çok erken bir aşamada, ANC’nin kilit liderleri tutuklandılar, yargılandılar ve Robben Adası’nda bir hapishanede ağır hapse mahkum edildiler. Orada yaklaşık 20 yıl kaldılar. Fakat ANC önce yargılamayı, daha sonra da Robben Adası hapishanesini direnişin sembolü haline getirdi. Dünya kamuoyunu harekete geçirdi ve askeri açıdan zayıf olmasına karşın ANC sonunda zalim ve uzlaşmaz bir rejimi, hapisteki liderlerini salıvermeye, onlarla görüşme masasına oturmaya ve serbest seçimleri yapmaya zorlama becerisini gösterdi. Bu seçimlerde, ANC iktidara geldi ve Nelson Mandela Başkan seçildi.

ANC’nin gerilla hareketini başlatmasından yaklaşık otuz yıl sonra, 1994’de, Meksika’nın uzak Chiapas Eyaleti’nde o zamana kadar tanınmayan bir yerli halklar hareketi gerilla mücadelesi başlattığını duyurdu. Kendisini EZLN olarak adlandıran bu hareket özerklik ve yerli halklar için haklar talep ediyordu. Gerçek şiddet kullanımı çok az ve oldukça kısa süreliydi. Ama potansiyel büyüktü. Meksika hükümeti bir ateşkes anlaşmasını görüşmek zorunda bırakıldı ve hükümet bundan sonraki altı yıl boyunca bu anlaşmayı geçersiz kılmanın yollarını aradı. EZLN ise aynı altı yılı, şimdi internet gibi ilerlemiş araçlar yoluyla dünya kamuoyunu harekete geçirmek için değerlendirdi. Ve 2000 yılında, ateşkesi bozmaya çalışan hükümetin kendisi ulusal seçimlerde düşürüldü ve yeni Başkan önceliğinin EZLN tarafından gündeme getirilen sorunları çözmek olduğunu söylüyor.

Bir bütün olarak dünya-sistem perspektifinden bakıldığında, bu üç hareketin -Hindistan’da INC, Güney Afrika’da ANC ve Meksika’da EZLN- dünya kamuoyunun en geniş desteğini kazanabilen ve böylelikle ahlaki hegemonya olarak adlandırabileceğimiz şeyi başarıyla gerçekleştiren üç hareket olduğu konusunda tartışmaya yer yoktur. Üç hareket bu ahlaki hegemonyayı bilinçli şekilde, mücadele ettikleri güçleri köşeye sıkıştırmanın en güçlü yöntemi olarak kullanmayı hedeflediler. Gandi, Mandela ve şimdi de Marcos dünyanın manevi kahramanları olma özelliğine sahip olmaya başladılar ve tek başına bu olgu davalarına oldukça iyi bir biçimde hizmet etti.

Bunlara ek olarak, ahlaki hegemonyanın elde edilmesinde kilit bir unsurun üzerinde durulmalıdır. Üç hareket ve üç kahraman, amaçlarının evrenselliğine, bazı dar grup çıkarlarının sözcüsü olmadıkları gerçeğine muazzam bir vurgu yaptılar. Gandi ve INC, Hindu bir Hindistan’ı değil, seküler bir Hindistan’ı savunduklarını ısrarla belirtti ve Müslümanları kendi özgür Hindistan vizyonu içinde tutmak için mücadele etti. Gandi fanatik bir Hindu tarafından tam da bu nedenle öldürüldü. ANC ve Mandela siyah bir Güney Afrika’yı değil, ırkçı olmayan bir toplumu savunduklarını ısrarla dile getirdiler. ANC’nin sadece beyaz üyeleri olmakla kalmadı; fakat kendi iç kurullarında beyaz yöneticileri oldu ve halen var. Ve EZLN ve Marcos, sadece yerli halkların hakları için değil, tüm Meksikalıların hakları için mücadele ettiklerini, kendilerinin Meksikalı yerliler olduklarını ısrarla vurguladılar. Marcos’un kendisi Meksikalı bir yerli değil; çok sayıda yerli Komutan var ve Marcos işte bu nedenle Komutan Yardımcısı. Ahlaki hegemonya etnik grupçulukla uyumlu değildir.

Her üç hareket de geniş toplumsal vizyonlar üzerinde ısrar ettiler ve içerik zaman içinde genişledi. Bugün EZLN’den Komutan Esther, yerli kadınların mücadeledeki merkezi rolünü vurguluyor; çünkü yerli kadınların “yerli, kadın ve yoksul oldukları için üç kat sömürüye” maruz kaldıklarını söylüyor. EZLN’nin bildirisi bize bunun “yerli onurunun yürüyüşü, toprak rengindeki insanların yürüyüşü” olduğunu söylüyor. Marcos bir söyleşisinde bize şunları söylüyor: “EZLN’nin silahları var... fakat terörizm yapmıyor ve hiçbir zaman kanlı bir saldırı gerçekleştirmedi.” Üstelik, EZLN’nin devlet iktidarını hedeflemediğini; çünkü iktidarın merkezinin artık devletlerde olmadığını söylüyor. “İktidarı ele geçirmek hiçbir şey sağlamaz.” EZLN’nin istediği siyasetin “yurttaşlaşması” (citizenization). Bu noktaya gelindiğinde EZLN’nin, “Marcos figürü” gibi, ortadan kalkacağını söylüyor.

Yolda yapılan bir toplantıda, yerel bir lider tarafından yürüyüşü örgütleyenlerin emirlerinin ne olduğu sorulduğunda, Marcos’un verdiği yanıt oldukca dikkat çekicidir: “Mexico City’e sizinle ve başka birçok insanla beraber gidiyoruz... Yerli halkların haklarının anayasal olarak tanınmasını elde etmek amacıyla gidiyoruz. Ve bir daha hiçbir zaman hiç kimseden emir almayacağız.” Marcos “yerli halkların tarihin bekçileri olduğunu” ısrarla söyledi.

Gandi ve Hindistan Ulusal Kongresi, Hintlilerin dış sömürge yönetiminden özgürleşme haklarını savundular. Mandela ve ANC, nüfusun yüzde 80’ini oluşturan beyaz olmayanların Avrupalı yerleşimcilerin iç sömürge yönetiminden özgürleşme haklarını ileri sürdüler. Ve Marcos ve EZLN, “yerli halkların”, kendilerini toplumsal olarak üstün görenlerin gizli sömürge yönetiminden özgürleşme haklarını talep ediyorlar. Hindistan 1948’de bağımsızlığını kazandığında, Asya ve Afrika’nın her yerinde etkisi hissedilen bir model oluşturdu ve böylece her yerde sömürgeciliğin sonunu hızlandırdı. EZLN Meksika’da yerli halklarının saygınlığının tanınmasını sağladığında, bu bütün Amerika kıtasında ve başka yerlerde aynı etkiyi yaratacaktır.

1 Mart 2001

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage