Fernand Braudel Center
Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
Yorum No. 64, 15 Mayis 2001
"Iskence, Tarih ve Bugun"
Immanuel Wallerstein
Fransa su anda buyuk bir skandalla karismis durumda. Hemen hemen hic taninmamis eski bir emekli general Gen. Aussaraesses, Cezayir Savasi sirasinda Fransiz Ordusu tarafindan yaygin bir sekilde iskence yapmak ve cinayet islemekle gorevlendirildigini kabul ettigi (neredeyse bununla gurur duydugu da soylenebilir) bir kitap yayimladi. Her durumda, bu olay yuzunden hicbir sucluluk duymadigini soyluyor. 40-45 yil once politik olarak aktif olanlar ve Cezayir’deki olaylari takip edenler icin bu gelismeler hic de supriz degil. Bu suclamalar; o zamanlar iskenceye ugrayanlar, bu iskencelere karsi cikanlar, (gorece sayilari az da olsa) Fransiz hukumetindeki pozisyonlarindan istifa edenler ve hatta Fransiz ordusu icinde bu uygulamalari protesto edenler tarafindan kapsamli bir sekilde iddia ediliyordu.
Tabii ki o zamanlar Fransiz otoriteleri, bu suclamalari sert bir sekilde reddediyor ve bu tur suclamalari kanuni olarak engellemeye calisiyordu. Kisacasi, devasa bir kanit yiginin onunde yalan soyluyorlardi. Fakat simdi bas iskenceci, suclamalarin dogru oldugunu soyluyor. Ve ordudaki ustlerinin ve hukumetin, kendisinin ne yaptigini bildiklerini, hatta emirleri onlarin verdiklerini soyluyor. Su andaki Fransa cumhurbaskani Jacques Chirac dehsete dustugunu ve orduya, generalin bu suclarla gorevlendirmis olma ihtimalinin olup olmadigini arastirmasini soyledi. Ayrica generalin Légion d’Honneur uyeliginden atilmasini istiyor. Su andaki basbakan Lionel Joseph ise konunun tarihcilere birakilmasini oneriyor. Ve herkes bu konuyu tartisiyor.
Insanliga karsi islenen bu suclari nasil degerlendirmeliyiz? Ve bu suclarin yillar sonra yeniden gundeme gelmesi hakkinda ne dusunmeliyiz? Cunku Fransa bu sorunla karsilasma konusunda yanliz degil. Sadece kendimizi 20.yy’la sinirlandirsak bile Nazilerin isledigi suclar vardi. Ikinci Dunya Savasi sirasinda Japonlarin isledigi suclar vardi. Ermeni soykirimi vardi. Sovyetler Birliginde Gulas vardi. Sili’de Pinochet vardi. Lubnan’da Ariel Sharon vardi. A.B.D.’nin Kore ve Vietnam’da isledigi suclar vardi. Halen Balkanlarda ve Afrika’da iselenen bir cok suc var. Aslinda, liste cok ama cok uzun.
Ve hikaye hep ayni. Suclari isleyenler, eylemlerini gerceklestirirken yaptiklarini inkar ederler. Itham edenler sonrasinda itham edilirler. Ve sonra, cok sonra, iktidardakilerin kendi agizlariyla yalan soyledikleri aciga cikar. Sadece uzuntu icinde yenilgiyi kabul mu etmeliyiz? Guney Afrika ornegindeki gibi heryerde "Adalet ve Uzlasma Komisyonlari" mi kurmaliyiz? (ki Guney Afrika’daki bu ornek, uzlasma yonunden guclu fakat adalet yonunden zayif kalmakla itham edilmenin de bir ornegi olmustur)
Ve hepsinden onemlisi kimi suclamaliyiz? Otekini suclamak herzaman icin en kolayidir. Kendi sucumuzu kabullenmeye nadiren haziriz: iskenceci olarak etkin sucumuzu, bilerek ama bildigimizi soylemeyerek veya yeterince soylemeyerek ikincil sucumuzu veya suclari yaratan hareketleri destekleyen olusumlar icinde yer almak seklinde pasif sucumuzu. Ornegimize donecek olursak Cezayir bagimsizlik savasinda Fransa iskencesi yuzunden Gen. Aussaresses’i mi suclayacagiz? Yoksa ordudaki ustlerini mi? Yoksa orduda iskenceyi yurutenlere ozel imtiyazlar taniyan kabine uyelerini mi? Unlu Fransiz liderleri olan bitenin ne kadarini biliyordu? Iskenceyi yasaklayan ancak goruslerini yerine getirmek icin hicbir sey yapmayan Gen. de Gaulle? Gorunuste Basbakani uygulamalar konusunda uyaran fakat uygulamalarin devam etmesine karsin istifa etmeyen, iskenceler basladiginda icisleri bakanligi yapan Francois Mitterand?
Hepsinden ote su anda bu konuda ne yapmalayiz? Emirlere uyan yasli bir generali mi yargilayacagiz (ama Nuremberg’in savunuculari da boyle yapti)? Yoksa hukumetin (hemen hemen) herseyi kabul ettigi bir rapor mu yayinlayacagiz? Ya da sadece ders kitaplarinda olayi gercekci bir sekilde mi anlatacagiz? Skandal, Fransiz ders kitaplarinin, genclere o zamanki olaylar hakkinda ogrettiklerini gun isigina cikardi. Bazilari olaylardan hic bahsetmiyor. Digerleri ise kisaca deginmekle yetinmis. Egitim Bakanligi ogretmenlerin ders kitaplarina ek olarak yardimci kaynaklar verme konusunda ozgur olduklarini soyluyor. Fakat ogretmenler zamanlari olmadiklarini, verili materyallerle ogrencilerin dersleri gecmeleri gerektigini soyluyor. Japonya’da, gecmis meselelerin Fransa’da oldugu gibi mufredata sokulmasina bile direnc var. Herhangi bir A.B.D. ders kitabi Calley hadisesinde ve daha guncel olarak bir katliamdaki sucunu anlatan (ve Onur Madalyasi sahibi) Senator Kerrey hadisesinde aciga cikan Vietnam’da sivillere yonelik katliamlardan bahsediyor mu? Hic bir A.B.D. ders kitabinda (A.B.D. senatosuna bagli) Kilise Komitesinin, CIA’in Fidel Castro’ya suikast girisimi (Gecen yil eski bir ust duzey CIA gorevlisi, bu girisimin ustu kapali bir dille Baskan Kennedy tarafindan onerildigini soyledi) gibi ahlaksizliklarinin bahsedildigi raporu geciyor mu? Rusya’nin ders kitaplarinda Stalin donemini okuyabilir miyiz?
Bu skandallardan ne ogrenebiliriz? Birincisi, ve bence en onemlisi, o hukumetler ozellikle kendi suclari konusunda her zaman yalan soyler. Kendi hukumetlerinin yalanlarini aciga cikaran insanlar vatan haini degildirler; liderleri onura ihanet ettikleri zaman ulkelerinin onuru olurlar. Ikinci olarak, ders kitaplarinin bir miktar detayli olarak kendi ulkelerinin ahlaksizliklarina yer vermeleri onemlidir. Net olmak gerekirse, bu durumu dengelemek icin digerlerinin yaptigi ahlaksizliklara da, eger kendi sucuna yeterli vurguyu yapiyorsa, yer vermelidir. Hic bir saglikli sosyal duzen, kendini aldatma kumunun uzerine insaa edilemez.
Bu tur acik tartismalar ve bilinclilik, korkularin surmesini engelleyecek mi? Buyuk bir ihtimalle hayir ama bizlere zarar vermeyecegi de kesin. Bu suclarin kokenleri, icinde yasadigimiz dunya-sistemin derinlerindeki temel yapilarda yatiyor. Sebep olanlar yapisaldirlar. Fransa, Cezayir’de somurgeci ve yakisiksiz bir koloniyal sistem kurmak icin iskence yapti. Guce sahip olanlar hem kendi vatandaslarinin asil duygularina (vatan sevgisi) hem de bayagi duygularina (guc sevgisi, ayricalik sevgisi) basvurabilirdi. Gorunen o ki, keskin karmasalarda insanlara korkutucu seyler yaptirmak hicte zor degil. Zor olan, insanlarin bu tur seyler yapmalarini engelleyebilmek.
Ilk rica her zaman guclu olan ve o anda savasi kazanan tarafa yepilmali. Eger birisi, yapilan ahlaksizliklari protesto edecek olursa, size terorizmle veya kotu olan birseylere karsi savastiklarini soyleyeceklerdir. Ve bu konuda hicbir supheleri yoktu. Soru bu iki tarafli katliamlari nasil sona erdirebilecigimiz sorusu. Cozumler her zaman politiktir. Fakat politik cozumler ancak bir nebze de olsa adalet icerdikleri surece ayakta kalabilirler.
O zaman hadi Fransa’nin Cezayir’deki iskencelerini ve heryerde olan diger iskenceleri tartisalim. Hadi iskencelere karisacak kadar zayif olan insanlari kinayalim veya onlara (insanoglunun buyuk bir kisminin yaptigi gibi) tolerans gosterelim. Ve evet, hadi varolan ayricaliklarini koruma mantigiyla karistiklari bu uygulamalari daha az insanin ve daha az devletin yapmasini saglayacak yapisal donusumler deneyelim. Bu isin kolay olmadigi gercegi bunun icin durmadan calismamiz gerektigi anlamina gelir. Ve surekli olarak gecmisi yuceltmek yerine yapilan yanlislari ortaya cikarmak anlamina gelir.
Immanuel Wallerstein
Cev. : M. Taylan Sengul
(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz:
iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)
Fernand Braudel Center
Homepage