Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

65, 1 Haziran 2001

RUSYA: BUGÜN KİMİN UMURUNDA?

 

 

Bu yılın başında, saygın bir Fransız dergisi Critique, Rus yazarların makalelerinin ağırlıkta olduğu, Moskova 2001 üzerine özel bir sayı yayınladı. Derginin arka kapağında, editör sayıyı şu şekilde tanıtıyordu:

Bir zamanlar bir SSCB vardı. Göklere çıkartılır veya nefret edilirdi; ama dikkate alınırdı. Bugün Rusya var: Kimsenin umurunda mı? Ama Rusya hakkında pek çok şey konuşuyoruz diyeceksiniz. Hayır! Biz (doğru olarak) Çeçenistan hakkında konuşuyoruz. Ve sonra Mafya ve nouveaux riches * hakkında. Bugün Rusya, kayıtsızlık duvarına vurulan darbelerle çizilmiş birkaç ayırdedici özelliğin resmine indirgenmiş durumdadır.”

Bu doğru mu? Rusya kimsenin umurunda değil mi? Ve bu, 21.yüzyılın dünya-sisteminde bir şey ifade ediyor mu? Önce Rusya’nın kendisine ve Rusya’nın kendine nasıl baktığına bakmalıyız. Gorbaçov dönemi en basit anlamda bir kasırgaydı: Her şey, neredeyse hiç kimsenin o iktidara gelmeden önce tahmin edemediği bir yöne doğru çok büyük bir hızla gidiyordu. Tarihte neredeyse hiçbir dönemde, Sovyet gücünün bütünsel yapısı çözülmemişti ve 1991’de SSCB’nin varlığı sona erdi. Rusya ve Yeltsin sahneye girdiler.

Yeltsin on yıl boyunca iktidarda kaldı, herkesin adlandırdığı gibi, bir “geçiş” on yılı. Devlet işletmeleri dağıldı veya bunun yerine genellikle eski yöneticilerine ucuz fiyatlarla satıldı. Rusya Amerika’yla, nükleer kapasitesinin bir bölümünü ortadan kaldırmak için anlaşmalar imzaladı. Silahlı kuvvetleri, bir süper güç mertebesinden, en iyi ihtimalle bölgesel bir güç mertebesine geriledi. Ve Ruslar zamanlarını, başarısız bir şekilde Çeçenistan’daki isyanı bastırmaya ve bir ölçüde daha büyük bir başarıyla, eskiden SSCB’nin parçası olan şimdiki Orta Asya bağımsız cumhuriyetlerindeki rejimleri ayakta tutmaya çalışarak geçirdiler.

Hepsinden önemlisi, Rusya restorasyon Fransa’sının o büyük sloganını yaşadı: “Messieurs: enrichissez-vous!”* Çoğunu eski parti bürokratlarının, fakat bir kısmını yeni genç şahısların oluşturduğu Rusların küçük ama önemli bir tabakası uluslararası girişimciler haline geldi ve aslında bazıları çok zengin oldu. Servetin bir bölümü, yüzsüzce illegal yollardan kazanıldı (Mafya); diğer bölümü ise yarı illegal yollardan elde edildi. Bunda olağandışı bir şey yok diyeceksiniz -bunlar vahşi kapitalizmin yaşaması için gerekli şeyler. Gerçekten de öyle. 1998’de ruble çöktüğünde yeniden güçlenmeye hazırlanıyordu, fakat o zaman Ruslar dağılan parçaları biraraya getirmeye çalışıyorlardı.

O zaman neden herkes son birkaç yılda bu kadar tedirgin hale geldi? 1990’ların başındaki iyimserlik neden kayboldu? Yanıt çok basit. İki şey neredeyse herkesin zihninde açıklık kazandı. Rusya, ne bugün ne de yarın, refah ve ekonomik güç bakımından Batı Avrupa’yı “yakalamak” üzere değildi. Ekonomik durumunu iyileştirebilirdi, fakat yakın gelecekte çarpıcı bir değişiklik olmayacaktı. Uzun bir süre daha, yarı-çevre bir ülke olarak kalmaya mahkum edilmişti.

Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir anda herkes artık Rusya’nın kimsenin umurunda olmadığını, jeopolitik olarak bir öneminin kalmadığını fark etti. Rusya görmezden gelinebilirdi ve zaten görmezden geliniyordu. Ve bu insanları, ülkenin ekonomik bir durgunluğa doğru ilerlemekte olduğu duygusundan daha çok incitti. Milliyetçilik çok güçlü bir ilaçtır ve eğer birisi bir zamanlar bir süpergüç olmuşsa, kendisini artık eski etkinliği kalmamış ikinci sınıf bir ülke olmaya kolay kolay alıştıramaz. Programı ekonomik bir dönüşümü değil, fakat jeopolitik gücün yeniden inşasını öngören Putin sahneye girer.

Dünyanın diğer ucunda ABD bulunuyor. Clinton döneminde, Yeltsin’li yıllarda, ABD Rusya’yı kesintisiz şekilde lolipop şekerleri vererek satın almaya çalıştı. Tabii şeker ABD için biraz pahalı hale geldi ve bazı homurdanmalar yükselmeye başladı. Diğer yandan, şeker, para yolunun kapaklarını kontrol eden açgözlü bir grup Rus politikacısına zar zor yetmekteydi. Ama sonra Yeltsin de gitti, Clinton da.

George W. Bush ve görüşleri hiç değişmemiş muhafazakarlar takımı sahneye girer. Sanki şöyle bir sloganları var: “Zenginliklerin gelecek on yılda mümkün olduğu kadar büyük bir hızla bize doğru akmasını sağlayalım ve dünyanın geri kalanın canı cehenneme!”. ABD (şu anda) dünyanın en büyük servetine ve (politik olarak neredeyse kullanılamaz olmasına karşın) mağlup edilemeyecek bir orduya sahip olduğu için, Bush takımı küstahtır. Kabadayılıkla herkesi yola getirebileceklerini düşünüyorlar -önemli ölçüde Rusya’yı da. Öyleyse, ya tarihsel anlaşmaların getirdiği kısıtlamalar? Miadlarının dolduğunu söylüyorlar ve Ruslar bunları ortaklaşa feshetmeyi kabul etmedikçe, Amerika’nın bu anlaşmaları tek taraflı olarak ihlal edeceğini söylüyorlar.

Bay Bush daha yakında ABD iç politikasına ilişkin olarak şunu öğrendi: Eğer birisi zayıf ve hatalı olduklarını düşündüğü unsurlara tahakkümcü bir şekilde davranırsa (örneğin Cumhuriyetçi Parti’nin “ılımlıları”), bu kadar küçük duruma düşürülenler tasını tarağını toplayıp gerçekten gidebilir. Senatör Jeffords’un, ABD’de bütün Cumhuriyetçi programı mahvederek, yakın zaman önce yaptığı gibi. Bunun, Bush’un ABD içindeki programı açısından sonuçları oldukça geniş kapsamlıdır. Jeffords’un parti değiştirmesini önleyememek, uzun bir süre olmasa da, son on yılın muazzam politik gaflarından birisi olarak hatırlanacaktır.

Bay Bush bu olaydan bir ders çıkarttı mı? Belki. Bununla birlikte, onun için ABD’nin iç sorunlarından kafasını kaldırmanın ve jeopolitik sahneye bakmanın zamanı gelmiş olabilir. Çünkü Putin’in tası tarağı toplaması ve gitmesi de aynı ölçüde mümkün görünüyor. Ruslar ABD ile kavga çıkarmak istemiyorlar. Yapmaları gereken daha önemli işleri var. Ancak ciddiye alınmak istiyorlar. Tam da şu sıralar, dünya petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle, işler Rusya’da ekonomik olarak iyiye doğru gidiyor. 3 Nisan 2001 tarihli New York Times küçük bir makale için şu manşeti kullandı: “Mali sağlamlığında esneklik sağlayarak, Rusya IMF’ye boyun eğmek zorunda kalmayacak.” Bu Amerika’nın Rusya’ya karşı 1990’daki sopasını kaybettiği anlamına geliyor: Kredi ihtiyacı.

Eğer Bush, ana hatlarını çizdiği ve halihazırda Batı Avrupa’yla başı belada olan askeri programda ısrar ederse, Rusya da pekala ABD’yi umursamamaya karar verebilir. Evet, ABD’yi umursamama. Ne yapacaklar? Kim bilir? Silahlı kuvvetlerin yeniden inşası? Muhtemelen. Ortadoğu’da oyunlar oynamak. Muhtemelen. Batı Avrupa’yla yakın ilişkiler? Muhtemelen. Çin’le ilişkileri geliştirmek? Belki.

Rusya’nın yapacaklarının ayrıntıları ve bu hamlelerin başarılı olma derecesi, ABD’ye karşı bilinçli bir kayıtsızlık gösterme ihtimalinden daha az önemli olabilir. Eğer bu gerçekleşirse ve gerçekleştiğinde, Bay Bush dünya sahnesinde kendini, şu anda ABD Senatosu’nda olduğundan çok daha fazla güçlükle karşı karşıya bulabilir.

1 Haziran 2001

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage