Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

67, 1 Temmuz 2001

AVRUPA: BİR DÖNÜM NOKTASI

 

 

Önümüzdeki beş yıl içinde, Avrupa’nın kendi geleceğini belirleyecek üç konuda karar vermesi gerekecek. Bu konular, Avrupa’nın politik bir forma sahip, yürütme işlevini yerine getirecek bir yapıya sahip olup olmayacağı; Avrupa’ya kimlerin dahil olacağı ve Avrupa’nın dünyanın geri kalanıyla ilişkisinin ne şekilde olacağıdır. Üç soru birbiriyle bağlantılıdır. Bu üç soru hakkında şu anda hiçbir karar verilmiş değildir. Avrupa’nın bu üç soru üzerinde belirli bir uzlaşmaya varabilmesi için muhtemelen en çok beş yılı var, yoksa Avrupa büyük olasılıkla varlığını anlamlı bir şekilde devam ettiremeyecek. Önemli sorunların neler olduğunu görmek için gelin retoriğin ardında yatanlara bakalım.

İlki, Avrupa nasıl bir yapıya sahip olmalı? Bu sorun genellikle, Avrupa’nın ne kadar gücü olması gerektiği şeklinde tartışılıyor. Avrupa federal bir yapı mı olmalı, yoksa ulusların bir Avrupa’sı mı (yani bir konfederasyon)? Bu, sorunu ortaya koymanın çok faydalı bir yolu değil. Federal veya yarı-federal politik yapıları öğrenmiş olan her öğrenci şunu bilir ki, gücün daha geniş yapı ile onu oluşturan birimler arasında bölünmesi, hiç bitmeyen, sürekli bir politik tartışma konusudur ve bir kerede kesin olarak çözüme kavuşturulabilecek bir şey değildir. Avrupa bu basmakalıp genellemeye bir istisna teşkil etmeyecek.

Gerçek soru, yakın gelecekte Avrupa’nın merkezi yapısının ne kadar güce sahip olacağı değil, bu gücün politize olup olmayacağıdır. Yani belirli bir demokratik seçim süreci yoluyla, belirli bir politik bakış açısını (sağ, merkez, sol veya bir koalisyon) temsil etmek için seçilmiş, şu ya da bu formda bir yürütme organı olacak mı? Şu anda yürütme gücüne sahip olan yapılar partileri değil, devletleri temsil ediyorlar. Partileri temsil etmedikleri sürece, hiçbir zaman popüler bir meşruiyete sahip olmayacaklar ve yapılar sadece ulusal vetolara değil, eğer daha kötüsü olmazsa, halkın ilgisizliğine de maruz kalmaya devam edecekler. Politize olmamış bir yapı ise, Avrupa içinde herhangi bir gerçek ciddi bölünmeden sonra muhtemelen varlığını sürdüremeyecek.

İkinci soru, Avrupa’nın coğrafyasıdır. Bugün Avrupa birliğinin onbeş üyesi var. AB’nin resmi retoriği genişlemeden yana, aslında coşkulu bir şekilde genişlemeyi savunuyor: Sonunda herkesin kapsanması. Fakat gerçekten bunu mu kastediyorlar? Ve bu arada, bu herkes kim? Avrupa’nın ilk politik yapısı Charlemagne İmparatorluğu’ydu. Esas olarak, bugünkü Fransa’nın büyük bir kısmını, Hollanda’yı, Belçika’yı ve Lüxemburg’u, bugünkü Almanya’nın batı kısımlarını ve İtalya’nın kuzey kısımlarını (artı İsviçre’nin, Avusturya’nın ve İspanya’nın bazı yerlerini) kapsıyordu. Charlemagne’ın imparatorluğu, kendi yaşamı süresince ayakta kaldı. Onun ölümünden sonra, toprakları üçe bölündü: Aşağı yukarı Fransa, Almanya ve o zaman Lotharingia diye adlandırılan ve ikisinin arasında kalan (Alçak Ülkelerden* kuzey İtalya’ya kadar uzanan) ince bir şerit. Avrupa düşüncesi 1950’lerde yeniden canlandığında, ilk yapıları oluşturan ülkelerin aynı altı (çekirdek) ülke olması tesadüf değildir. İlk savaş sonrası Avrupa’sı, eğer böyle demeyi tercih ederseniz, Fransa ve Almanya’nın uzlaşması ve Karolenj imparatorluğunun yeniden kurulması idi. Avrupa o zamandan bu yana komünist yönetim altında olmayan bütün ülkeleri kapsamak üzere yavaş yavaş genişledi (katılmayı reddeden Norveç, İzlanda ve İsviçre dışında). Bu bizi, halihazırda Avrupa Birliği’ni oluşturan 15’lere getirdi. Onbeş ülkeden onikisi, euro’nun 1 Ocak 2002’de ortak para birimi haline geleceği Avrupa Para Birliğini oluşturdular.

Avrupa şu anda, uzun bir eski komünist ülkeler listesinin ve uzak Akdeniz olarak adlandırılabilecek ülkelerin (Malta, Kıbrıs, Türkiye) kapsanmasını tartışıyor. Bu ülkeler karmaşık bir uygunluk sırasına göre sıralanmış durumdalar. Bu ülkeler neden AB’ye katılmak istiyor? Esas olarak iki neden var. Birincisi Avrupa, ahlaki ve kültürel bakımdan onları “uygar” Avrupa’nın parçası olarak tanımlayarak ve marjinalliklerine (bunu umuyorlar) son vererek, meşruiyetlerini sağlamalarına hizmet edecek. Bir kez Avrupa Birliği’ne girince, kavramsal olarak artık Üçüncü Dünya içinde asimile olma riskinden kurtulacaklarını sanıyorlar. Birçok insanın paylaştığı ikincil bir değerlendirme ise, AB’ye girilmesi “demokratik” olmayan güçlerin bu ülkelerde iktidara gelmesinin daha zorlaşmasını temin edecek. Ve ikinci sebep de, birincisiyle ele ele gidiyor. Bu ülkelerin hepsi AB’nin kendilerine ekonomik olarak esaslı yardımlarda bulunacağını ve yaşam standartlarını Batı Avrupa’nınkine şu anda olduğundan çok daha fazla yaklaştıracağını umut ediyor ve bekliyorlar.

Peki neden Batı Avrupa bu ülkeleri AB’ye dahil etmek isteyebilir? Burası hiç de açık değil. Bazıları, Batı Avrupa’nın bu ülkelerin iç politikasında yararlı etkiler yaratacağını ve bu sayede Avrupa’da barışın korunacağını öne sürüyor. Açık bir pazarın bazı ekonomik yararları olabilir. Fakat her iki argüman da gerçekten ikna edici değil. Şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Hiç kimse kamuoyu önünde bu isteklere hayır demek istemiyor, ama AB’nin birçok üyesi diğer üyelerin ayak sürüyerek sürecin ilerlemesini zorlaştırmasını veya imkansızlaştırmasını ümit ediyor. Geçenlerde İrlanda’da AB’nin genişlemesi hakkındaki Nice anlaşmasının reddedilmesiyle sonuçlanan referandum, eğer tersine çevrilmezse, işlere çomak sokan bir veto oluşturuyor.

AB’ye en azından Orta Avrupa devletlerinin girmesini isteyen başka bir ateşli taraftar var. Bu, Amerika Birleşik Devletleri. Nedeni ise basit ve üçüncü sorunla bağlantılı. Bu ülkelerin hepsi bugün akıl yürütmek yerine içgüdüsel bir davranışla, Batı Avrupa ülkelerinden çok daha fazla Amerikan yanlısı olma eğiliminde. Bu ülkelerin hepsi NATO’ya dahil olmayı ve NATO’nun varlığını sürdürmesini istiyor.

Avrupa’nın yapılanmaya başlamasıyla birlikte çözmesi gereken üç dış politika ilişkisi var: ABD, Rusya ve genel olarak Güney (ve Afrika ve özellikle de Ortadoğu). ABD demek NATO demek. Avrupa kendi ordusunu yaratmaya başlıyor. ABD bundan rahatsız. Avrupalılar böyle bir ordunun NATO içinde ve onunla işbirliği halinde çalışacağını ısrarla söylemeye devam ediyorlar. Fakat gerçekte hiç kimse bunun uzun vadede doğru olduğuna inanmıyor. Bir Avrupa ordusu ancak NATO yok olursa varolabilecek. ABD NATO’nun devam etmesini öncelikle ciddi bir Avrupa ordusunun olmadığından emin olmak için istiyor. Avrupa ise dünya sahnesinde ciddi bir aktör olmak için bir ordu istiyor. Bu iki amaç birbirleriyle pek uyuşmuyor.

Orta/Doğu Avrupa, eğer NATO ve bir Avrupa ordusu arasında seçim yapması gerekirse, NATO’yu seçer. Bunun nedeni Rusya. Batı Avrupa bir Rus “tehdidinin” var olduğuna inanmıyor (en azından bundan sonra). Tam aksine. Batı Avrupa güçlendirilmiş bir Rusya merkezinin istikrar için bir güç olabileceğini düşünüyor. Ek olarak, Rusya uzun vadeli bir ekonomik ortak olabilir. Bunlar eski uydu devletlerde geniş ölçüde paylaşılan görüşler değil. Bir kez daha, tam tersi.

(Batı) Avrupa ve eski uydu devletler arasında ikinci bir anlaşmazlık noktası daha var. Bu, Güneyle olan ilişkiler. Orta Avrupa, Batı Avrupa parasının kendisine akıtılmasını istiyor. Burada iki kaybeden olacaktır: Güneye akan az miktarda para ve halihazırda AB içindeki “az” gelişmiş ülkelere (Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda) akan oldukça büyük miktarda para.

O halde Avrupa’nın kim olduğu, Avrupa’nın ne olduğunu ve Avrupa’nın jeopolitik pozisyonunun ne olacağını da belirliyor. Bu kesilmesi gereken bir Gordion düğümüdür. Avrupalı liderlerde, birbiriyle bağlantılı bu üç soru kümesine karşı kararlı bir duruş sergilemek konusunda büyük bir isteksizlik var. Bunun nedeni, her hükümetin iç politikada yaratacağı etkilerden ve bir ölçüde ABD’nin nasıl bir tepki göstereceğinden korkuyor olması. Diğer yandan, bizatihi bu kararsızlık, mevcut her üye ülkenin içinde AB’ye olan desteğin azalması yönünde bir etki yaratıyor. Çünkü bazı temel konularda yöneliminin nereye doğru olduğundan hala emin olmayan bir yapı için popüler bir heyecan oluşturmak güçtür.

1 Temmuz 2001

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage