Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

72, 15 Eylül 2000

11 EYLÜL 2001: NEDEN?

 

 

11 Eylül 2001’de, bütün dünya bir insanlık trajedisini, büyük bir dramı seyretti ve herkes bu olay üzerine odaklandı. ABD’de, dört ticari uçak sabahın erken saatlerinde kaçırıldı. Her uçakta 4-5 hava korsanı vardı. Korsanların, bıçakları vardı ve içlerinden en az birisi uçak kullanabiliyordu (en azından bir kez uçmuştu). Hava korsanları uçakları ele geçirdiler, pilotların yerine geçtiler (veya öldürdüler) ve intihar misyonlarını gerçekleştirmek üzere uçakları yönlendirdiler. Uçaklardan üçü hedeflerini vurdu: New York’daki Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesi ve Washington’daki Pentagon.

Hem uçaklardaki yakıt miktarı hem de uçakların binalara hangi yükseklikten çarpması gerektiği konusundaki teknik bilgi sayesinde, hava korsanları iki kuleyi tamamen yok etmeyi ve Pentagon’da koca bir delik açmayı başardılar. Şu anda, muhtemelen 5.000’in üzerinde ölü (kimse tam bir sayı veremiyor), çok daha fazla yaralı ve travma geçirmiş insan var. Birleşik Devletler hava ulaşım şebekesi ve mali kurumları, en az bir hafta için gürültü çıkartıp durdu. Bize söylenmeyen kısa ve orta vadeli ekonomik zararlar oluştu.

Bu saldırıyla ilgili olarak ilk belirtilmesi gereken, saldırının gözüpekliği ve dikkat çekici başarısıdır. Bir ideolojiyle ve şehit olma arzusuyla birbirlerine bağlanmış bir grup insan, dünyadaki herhangi bir gizli servis kuruluşunun gıpta edeceği gizli bir operasyon gerçekleştirdi. Birleşik Devletler’e giriş hakkı elde ettiler; neredeyse eşzamanlı olarak üç ayrı havaalanından kalkan, hepsi kıtalararası uçuş yapan ve dolayısıyla büyük miktarda yakıt taşıyan dört uçağa bıçaklarla binmeyi başardılar. Uçakların kontrolünü ele geçirmeyi ve üçünün hedeflerine ulaşmasını sağlamayı becerdiler. Ne CIA, ne FBI, ne askeri istihbarat, ne de bir başkası önceden bir ihbar alabildi ya da bu grubu durduracak bir şey yapabildi.

Sonuç, terörist saldırılar dediğimiz saldırıların tarihinde, bu türden en yıkıcı saldırıdır. Daha önceki hiçbir saldırı, 400 ya da buna yakın sayıda insandan fazlasının ölümüyle sonuçlanmamıştır. Şu anda yaygın olarak benzerlik kurulan ve saldırının bir devletin askeri güçleri tarafından yürütüldüğü Pearl Harbor’da bile, çok daha az insan ölmüştü. Üstelik, İç Savaştan (1861-1865) bu yana, ilk defa Birleşik Devletler sınırları içinde savaş meydana geldi. Birleşik Devletler o zamandan beri bir çok büyük savaşa girişti – İspanyol-Amerikan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Kore ve Vietnam- ("küçük savaşlardan" bahsetmiyorum bile) ve hepsinde fiili çatışmalar bu sınırların dışında gerçekleşti. Savaşın New York ve Washington sokaklarında gerçekleşmiş olması, Amerikan halkının bu saldırıdan çok büyük bir şoka uğramış olmasının nedenini açıklıyor.

Öyleyse, en önemli soru, neden bu saldırının meydana geldiğidir. Hemen hemen herkes, saldırının sorumlusunun Usame Bin Ladin olduğunu söylüyor. Bu akla yakın bir varsayım gibi görünüyor. Çünkü Usame Bin Ladin bu tür eylemler gerçekleştirme niyetini açıklamıştı ve belki de yakın gelecekte, Birleşik Devletler yetkilileri bu varsayımı destekleyen bazı deliller elde edecek. Bunun doğru olduğunu varsayalım. Birleşik Devletler’e bu kadar görkemli bir saldırı düzenlerken Bin Ladin neyi elde etmeyi umuyordu? Evet, bu saldırı, Bin Ladin’in (ve diğerlerinin) Birleşik Devletler’in bütün dünyada, özellikle de Ortadoğu’da yaptığını düşündüğü kötülüklere karşılık bir öfke ifadesi ve intikam olarak görülebilir. Bin Ladin, böyle bir eylemle, Birleşik Devletler hükümetini politikalarını değiştirmeye ikna edebileceğini düşünmüş olabilir mi? Tepkinin bu şekilde olacağını düşünecek kadar saf olduğundan ciddi olarak kuşku duyuyorum. Başkan Bush saldırıyı bir "savaş eylemi" olarak gördüğünü söylüyor. Eğer saldırının faili Bin Ladin ise, muhtemelen o da aynı şeyi düşünüyordur. Savaşlar, hasmın politikalarını değiştirmeye ikna etmek için değil, bunu yapmaya zorlamak için yürütülür.

Öyleyse Bin Ladin olduğumuzu varsayalım ve onun gibi akıl yürütelim. Bu saldırıyla neyi kanıtladı? Kanıtlamış olduğu en aşikar şey, Birleşik Devletler’in, dünyanın tek süper gücünün, dünyadaki en güçlü ve en gelişkin askeri donanıma sahip olan devletin, kendi yurttaşlarını bu saldırıdan korumakta aciz kalmış olduğudur. Bin Ladin’in yapmayı istemiş olduğu şey, yine saldırının arkasındaki gücün gerçekten o olduğunu varsayıyoruz, açıkça Birleşik Devletler’in kağıttan bir kaplan olduğunu göstermektir. Bunu öncelikle Amerikan halkına ve sonra da dünyada başka herkese göstermek istedi.

Şimdi, bu Birleşik Devletler hükümeti için olduğu kadar bin Ladin için de açıklığa kavuştu. Dolayısıyla verilecek yanıt da açık. Başkan Bush güç kullanarak yanıt vereceğini söyledi ve her iki partinin Birleşik Devletler politik seçkinleri tereddüt göstermeden Bush’a vatansever onaylarını sundular. Fakat şimdi de Birleşik Devletler’in bakış açısıyla akıl yürütelim. Ne yapabilir?

Yapılabilecek en basit şey, saldırının mahkum edilmesi için diplomatik destek elde etmek ve gelecekteki bir karşı saldırının haklı gösterilmesini sağlamaktır. Bu tam da Dışişleri Bakanı Powell’ın yapacağını söylediği şeydir. Ve bu tutum meyvalarını veriyor. NATO, anlaşmanın 5. maddesinin, Birleşik Devletler’e yapılan askeri bir saldırının (ki böyle olduğunu düşünüyorlar), eğer Birleşik Devletler bunu talep ederse, bütün üyelerin karşı saldırıya askeri destek vermesini gerekli kıldığını açıkladı. Dünyadaki bütün hükümetler, Afganistan ve Kore hükümetleri dahil, saldırıyı mahkum etti. Tek istisna Irak. Arap ve Müslüman devletlerde halkın görüşü bu denli Birleşik Devletler’i destekler nitelikte olmadı, fakat Birleşik Devletler bunu görmezden gelecektir.

Birleşik Devletler’in bu diplomatik desteği sağlamış olması, belki daha sonra bir Birleşmiş Milletler kararı çıkartması, Bin Ladin’in dizlerinin titretecek gibi görünmüyor. Bu diplomatik destek Amerikan halkına kötü yapılmış bir çorba olarak görünecektir. Daha fazlasını isteyecekler. Ve daha fazlası, neredeyse kaçınılmaz olarak bir tür askeri eylem anlamına geliyor. Fakat hangi askeri eylem? Birleşik Devletler hava kuvvetleri kimi bombalayacak? Eğer saldırının arkasında Bin Ladin varsa, kanıtlar hakkında daha fazla bilgiye bağlı olarak, yalnızca iki muhtemel hedef var: Afganistan ve/veya Irak. Ne ölçüde bir tahribat yeterli olacak? Yarısı yıkılmış Afganistan’da, böyle bir saldırıya girişmek zahmete değermiş gibi gözükmüyor. Ve can kaybı vermeyi istememek de dahil, pek çok neden Birleşik Devletler’i Irak’ı bombalamaktan alıkoyuyor. Belki Birleşik Devletler başkasını bombalayacak. Bu, Amerikan halkını ve dünyanın geri kalanını, Birleşik Devletler’in saldırılması korkutucu sonuçlar doğuracak bir hedef olduğuna inandıracak mı? Bundan biraz kuşkuluyum.

İşin aslı, Birleşik Devletler’in yapabileceği çok fazla bir şey yok. CIA Castro’yu öldürebilmek için yıllarca uğraştı ve Castro hala yerinde. Birleşik Devletler bir kaç yıldır bin Ladin’i arıyor ve o hala yaşıyor. Bir gün, Birleşik Devletler ajanları onu öldürebilir ve bunun gerçekleşmesi bu özel operasyonu yavaşlatabilir. Bu, aynı zamanda birçok insana büyük bir tatmin sağlayacaktır. Fakat yine de sorun bütün ağırlığıyla varolmaya devam edecektir.

Açıkça, yapılması gereken tek şey, politik bir harekettir. Fakat hangi politik hareket? Bu noktada, Birleşik Devletler içinde (daha geniş olarak Batı alemi içinde) bütün uzlaşmalar kayboluyor. Şahinler, bu saldırıların Sharon’un (ve mevcut İsrail hükümetinin) haklı olduğunu gösterdiğini söylüyor: "Onların" hepsi teröristtir ve onlarla başa çıkmanın tek yolu çok sert karşılık vermektir. Bu, şimdiye kadar Sharon’un pek işine yaramıyordu. George W. Bush’un daha iyi işine yaraması için ortada bir sebep var mı? Ve Bush Amerikan halkını bunun bedelini ödemeye razı edebilir mi? Böyle şahince bir tutum ucuz atlatılamaz. Diğer yandan, güvercinler de bu durumun "müzakere" ile halledilebileceğini öne sürmekte güçlük çekiyorlar. Kiminle ve hangi amaca ulaşmak için müzakere yapılabilir?

Belki de olmakta olan şudur: Bu "savaş" -bu hafta basında bu şekilde tanımlandı- kazanılamayacak ve kaybedilmeyecek, fakat basitçe devam edecek. Kişisel güvenliğin parçalanıp yok olması artık bir gerçeklik ve bunun etkisini Amerikan halkı ilk defa hissedebilecek. Bu, dünyanın başka pek çok bölgesinde zaten var olan bir gerçeklikti. Dünya-sistemin bu kaotik salınımlarının altında yatan politik mesele, medeniyetin barbarlıkla karşı karşıya gelmesi değildir. Ya da en azından bütün tarafların, kendilerinin medeni, barbar olanın ise karşı taraf olduğunu düşündüğünü kavramamız gerekiyor. Olan bitenin altında yatan meseleler, dünya-sistemimizin yaşadığı krizdir1 ve kurmayı istediğimiz bunu izleyen dünya-sistemin nasıl olacağı hakkındaki mücadeledir. Bu, söz konusu mücadeleyi, Amerikalılar ve Afganlar ya da Müslümanlar ya da başkaları arasındaki bir mücadele haline getirmiyor. Bu, kurmak istediğimiz dünya hakkındaki farklı vizyonlar arasında bir mücadeledir. 11 Eylül 2001’in kısa sürede, bir çoklarının söylediğinin aksine, uzun süre devam edecek uzun bir mücadele içinde çok kısa bir dönem olduğu, ancak bu gezegende yaşayan insanların çoğu için karanlık bir dönem olduğu görülecek.

15 Eylül 2000

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage