Fernand Braudel Merkezi, Binghamton Universitesi
http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
75. Yorum, 15 Ekim 2001
“Bir Süpergücün Açmazları”
Başkan Bush ve yardımcıları belli ki
11 Eylül saldırılarının ABD’nin gücü ve güvenliğine
karşı oluşturduğu meydan okumayla nasıl baş
edeceklerini yoğun bir şekilde tartışıyorlar. Bunu
dikkatle yapıyor ve belki ABD hükümetinin karşılık verme
yollarının çoğunun olumsuz sonuçlarından oldukça
endişe duyuyor görünüyorlar.
Karşılaştıkları ilk sorun ABD’nin
“terörizme karşı savaş” için kurmayı dilediği
koalisyonun genişliği. Dünya basını sürekli ABD hükümeti içinde birbirinden farklı iki
yaklaşım olduğunu yazıyor. A seçeneği geniş bir
koalisyon ve tanımı dar tutulmuş amaçlar olarak görünüyor. B
seçeneği ise dar bir koalisyon ve tanımı geniş
tutulmuş amaçlar gibi duruyor. Basının gösterdiği gibi
Colin Powell A seçeneğinin, Savunma Bakan Yardımcısı Paul
Wolfowitz ise B seçeneğinin en önemli sözcüsü gibi görünüyorlar. Şu
an için Başkan Bush, Başkan Yardımcısı Cheney ve büyük
olasılıkla Savunma Bakanı Rumsfeld A seçeneğine doğru
yaklaştılar ve bu da ABD’nin şu anda izlediği çizgi.
A seçeneğine neler dahil? A seçeneği bin Ladin’in peşine
düşülmesi için dünyadaki neredeyse her hükümetin desteğini
almayı içeriyor. Bu tabii ki çok da zor değil çünkü bin Ladin ve
Al-Kaide Taliban hariç neredeyse dünyadaki bütün hükümetlere karşı
olumsuz düşüncelere sahip. İlk olarak ABD’yi ve tabii ki
İsrail’i suçluyorlar. Fakat aynı zamanda Rusya, çin, Suudi Arabistan, Pakistan,
Mısır ve İran’ı da. Irak yönetiminden hoşlanmıyorlar. Neredeyse tüm hükümetlerin bu
iltifatı geri çevireceği bariz. “Bin Ladin’in
adalete teslim edilmesi” hızla destek buluyor.
ABD B seçeneğini de bir kenara atmadı. Yalnızca
ilk olarak A seçeneğini denemeye karar vermiş görünüyor. Başkan
Bush açıklamalarına B seçeneği için kapıyı aralık
bırakan cümleler eklemeye özen gösteriyor. Kapıyı ikinci bir yol
için de açık bırakıyor. Koalisyon olabileceği kadar
geniş tutulabilir ama askeri hareket yalnızca iki ülkeyi içerir: ABD
ve Büyük Britanya.
Bu bir kaza değil. Körfez
savaşı sırasında ilk Başkan Bush Birleşmiş
Devletler’den onay istedi. ABD bunun çok sayıdaki diğerleriyle
birlikte davranırken çeşitli sorunların giderilmesi
zorunluluğu anlamına geldiğini farketti. Böylece Kosova’ya
gelindiğinde Başkan Clinton BM’yi devre dışı
bırakıp yalnızca NATO’nun onayını istemeye dikkat
etti. Görüldü ki NATO bile ABD’nin elini kolunu bağlıyor. Bu sefer
NATO askeri yardım önerince ABD hayır dedi. Almanya’nın
özellikle küstürüldüğü söyleniyor. Fakat böyle yaparak eğer ABD B
seçeneğine yönelmeye karar verirse bunu yapabilmek için herşeyden çok
Tony Blair’in iznine ihtiyacı olacak. (Basın Blair’in bile eylem
planının Irak’a kadar yayılması hakkında istekli
olmayabileceğini söylüyor.)
Peki tüm bunlar ne demek oluyor? Bin Ladin ABD’nin
askeri yeteneğine açıkça meydan okuduğu için ABD bunun aksini
kanıtlamakta kararlı. Bu yalnızca Amerikan
vatandaşları ve sakinlerini saldırdan koruma sorunu değil fakat dünya
çapında ABD’nin yenilmez güç olduğu iddiasının tekrar kurulması
sorunu. ABD bunu yapabilir mi?
A
seçeneğinin sorunu Afganistan’ın bombalanmasının çok fazla
birşey başaramayacak olması. Belki de gelecek aşama özel
kuvvetlerin gönderilmesi olacak. Bin Ladin bunu biliyor ve aslında dört
gözle de bekliyor. Afgan halkının Sovyetler Birliği’ni yenip,
sistemi alaşağı ettiğine ikna olmuş görünüyor. Tabii
ABD Sovyetler Birliği’ni kendisinin alaşağı ettiğine
inanıyor ama bu bin Ladin’in bakış açısı değil. Bin
Ladin açıkça ABD’nin Sovyetler’in Afganistan’daki kaderini paylaşacağını
ve bunun sonucunda kendisinin süper güç olan ABD’yi “alaşağı
edeceğini” umuyor ve bekliyor. Hayali bir düşünce gibi görünüyor ama
New York’daki ikiz kulelerin yıkılması da daha iki ay öncesinde
hayali bir düşünce gibi düşünülüyordu.
Bush,
Rumsfeld ve Blair koro halinde savaşın “uzun” süreceğini,
bununla en az bir (iki üç?) yılı kastediyor görünüyorlar,
tekrarlıyorlar. Yani ABD ve dünya kamuoyunu ani bir zaferin elde
olmadığına hazırlıyorlar. “Uzun” bir savaşın
yaratacağı sorun, uzunluğunun bin Ladin’in amacına, süper
gücün çamurdan ayaklarının teşhirine, hizmet etmesi. Eğer
savaş uzarsa (ve can kaybına mal olmaya başlarsa) açık bir
askeri başarı olmadan bir takım şeyler olacak. “Koalisyon”
çözülecek, özellikle ABD’nin Pakistan ve Suudi Arabistan’dan
sağladığı desteğin derecesi azalacak. ABD’de, daha
genel olarak batı dünyasında ve aynı zamanda dünyanın geri
kalanında bir “barış hareketi” ortaya çıkmaya
başlayacak.
Fakat
Bush yönetimi için en kötüsü kendi içinde bölünmeye başlaması
olabilir. B seçeneğinin savunucuları seslerini yükseltmeye ve A
seçeneğinin savunucularını daha fazla suçlamaya
başlayacaklar. Ama bu tip bir gelişme Başkan Bush için siyasi
olarak sağlıklı olamaz. Buna ek olarak eğer ortadoğu
devletleri içinde hükümetleri ABD’ye daha az dost duruma getirecek bir iki
darbe olursa bu herşeyi yalnızca daha da kötüleştirecektir. Eğer
şiddet diğer cephelerde (yalnızca İsrail/Filistin değil, diyelim Kuzey İrlanda, Endonezya ve kim bilir
daha nerede) tırmanırsa bin Ladin’in dünyadaki tek şeytani
“terörist” olduğu savı akıl dışı görünmeye
başlayacaktır.
Bu
tabii ki ABD hükümetinin bakış açısından karamsar bir
tablo. B seçeneğinin savunucuları bu durumun kaçınımaz
olduğunu söyleyecekler. Yalnızca B seçeneğini değil, belki
de daha gelişmiş bir uyarlamasını, diyelim ki taktik
nükleer silahların bir yerlerde kullanılmasını,
zorlayacaklardır. Bu olmayacak bir senaryo değil. Eğer
gerçekleşirse bu ABD’yi çok ciddi bir biçimde diplomatik olarak
yalıtabilir. Diğer yandan, A seçeneğinde ısrar edip bin Ladin’i
yine de yok edemezse ABD kendisini diplomatik destek sağlamakta daha az
yeterli bulabilir.
ABD
çok yüksek bir ödül için oynuyor. Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra
kendisini, gerçek anlamda tek süper güç olduğu ve hiçbir gücün yolunda
duramayacağı düşüncesine kaptırdı. Körfez
savaşı ve Kosova’daki çok sınırlı zaferini, bunun
doğruluğunun kanıtı olduğunu sanarak yanlış
yorumladı. Bunun gerçekten doğru olmadığını
farkedebilir. Ama farkedemezse, bunun dünyanın geri kalanıyla
nasıl bağlantılı olduğunu çarpıcı bir
şekilde yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Bin Ladin islam
dünyasının uzun süreli şikayetlerini dile getirdiğini iddia
ediyor. Pek azımızın içinde yer bulabileceği hatta
yaşayabileceği bir alternatif dünya öngörüyor. Bu müslümanlar için
bile daha iyi bir dünya olmayacak. Fakat bin Ladin akıllı olduğu
kadar, hegomonik bir güç olarak inişe geçen ABD’nin durumunun yapısal
zayıflığından yararlanan, ideolojik olarak
adanmış bir adam. Ve ABD hükümetlerinin (Bush’un ve ondan önce
Clinton’un) jeopolitik gerçekleri o ve Al-Kaide kadar anlayıp
anlamadığı hiç de açık değil. Savaş ve
diplomaside kendi kendini aldatmaya yer yoktur.
Immanuel
Wallerstein
Ayda
iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne,
günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem
açısından bakan düşünceler olma amacını
taşımaktadır.)
Fernand Braudel Center Homepage