Fernand Braudel Merkezi, Binghamton üniversitesi
http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
78. Yorum, 1 Aralık 2001
“Rusya, 2001"
Vladimir Putin
çok da uzun olmayan bir süre önce Rusya Başkanı olduğunda dünya
arenasında oynacağı çok az kartı vardı. Rus ekonomisi
kötü durumdaydı ve nüfusun büyük bir kesimi Sovyet rejiminin son
yıllarında olduklarından çok da kötü bir durumdaydı. Gerçek
siyasal gücün büyük bir kısmına el koyan yerel ve bölgesel baronlar
ve çeçenya’daki çok
ısrarcı bir ayrılıkçı hareket tarafından tehdit
edilen merkezi hükümet kötü bir şekildeydi. Dünya arenasında ne kadar
göreceli güç yitirdiklerini hatırlayan ve ani iyileşmelerin
getirdiklerini kendi saflarında göremeyen silahlı kuvvetler çok
mutsuzdu. Hatta çeçenya’daki
başarısız savaş yüzünden suçlanmış ve gözden
düşürülmüşlerdi.
Dünya finansal
kurumları Rus ekonomisindeki deliğe para akıtmaktan
yorulmuşlardı. ABD siyasal olarak Rusya’yi büyük ölçüde görmezlikten
geliyor ve Rusya’ya komşu ülkeler ile NATO’yu genişletme yolu
izliyordu. Batı Avrupa, Rusya’nın Yugoslavya’daki durumundan
rahatsız olmuş ve yatırımlarını durdurmuştu
. çin’liler ise Rusya’yı
defterden silmiş görünüyorlardı. Rusya’nın ortadoğu ve
dünyanın geri kalanındaki kredisi tüm zamanların en düşük
seviyesindeydi. Ve tabii ki, doğu ve merkez Avrupa’daki eski uydular
hayatı Ruslar’a zehir etmek için akıllarına gelebilecek her
şeyi yapıyorlardı.
Putin’in işbaşına
gelmesi herkes için bir meraktı. Çok ümit verici de görünmüyordu. İki
yıldan az süre içinde herşey nasıl da değişti. Putin
enerji dolu ve düşünüldüğünden çok daha zeki (her şey bir yana,
bir KGB apparratchik’inden başka bir
şey olmaması lazımdı) ve diplomaside çok daha incelikli bir
lider çıktı.
İşe ilk
olarak evinde tabanını sağlamlaştırarak
başladı. Baronları yok etti ve devleti tekrar
merkezileştirdi. Ve çeçenler’e
karşı daha fazla Rus askeri kaybetmeden sıkı bir eylem
planı geliştirdi. Savaşı henüz kazanmadı. Daha çok
uzağında. Ve insan hakları ihlallerinden dolayı
uluslararası bir sürü eleştiriyi göğüslemek zorunda kaldı.
Acemi Yeltsin’in aksine, çeçenler’e
karşı bir savaş politikası izlemeyi (“kendi” güçlü
liderliğine duyulan popüler Rus iftihar kaynağını
zedeleyerek) daha az popüler bir şikayet kaynağı yaparak
başardı. Ordu, sıkı bütçenin elverdiği ölçüde,
Putin’in ihtiyaçlarını karşılamak için elinden geleni
yapacağına ikna olmuş görünüyor.
Putin daha sonra
(de Gaulle’nin 1968’de Fransız nükleer stratejisi için söylediği tous azimuts) her yönde bir dış politika izlemeye başladı.
Çin’e gitti ve aralarında iki konuda –İç Asya’da islamcılık
ile mücadele ve dünyada ABD’nin gücünü sınırlamayı
denemek–sessizce bir ittifak yaptılar. Almanya’ya gitti ve
Bundestag’ı yalnızca Almanca konuşarak değil gayet
mantıklı bir adam olarak görünerek de etkiledi. İran ile
bağları güçlendirdi, ama Irak’a da diplomatik olarak
yardımcı oldu. Hatta İsrail Başbakanı’nın
Rusya’yı ziyaret etmesini bile becerdi.
Biraz sabırla
George W. Bush’u Slovenya’da buluşmaya ikna etti. Ve Bush, Putin’in
gözlerinin içine bakıp dünyaya ona güvenebileceğini duyurdu. Bununla
Reagen’i ancak “güven fakat doğrula” dedirtmeyi beceren Gorbaçov’u geride
bıraktı.
IMF ve Dünya
Bankası ile olan ilişkileri düzeltti ve şu anda hükümet
gelirlerinin %40’ını oluşturan Rus petrol sanayini
çıkışa geçirdi.
Böylece, 11
Eylül’e gelindiğinde Putin hızla oynanıp durmakta olan dünya
satrancında en fazla kazancı elde etmeye hazırdı. Bunu da
çok fazla şey feda etmeden, esnek kalarak yaptı. ABD terörizm ile
savaşta destek istiyordu. Aldı. ABD özbekistan
ve Tacikistan ile bazı askeri düzenlemeler istiyordu. Rusya
karşı çıkmadı ama Tacikistan’daki kendi güçlü konumunu da
gevşetmedi.
ABD bu
ortaklık için bedel ödemekten mutluydu. ABD ile Rusya arasında en
önemli konulardan birisi Bush’un füze savunması için devam etme ve,
eğer gerekirse, yolunda duran silahsızlanma anlaşmasından
vazgeçme kararlılığıydı. Putin Teksas’a gitti, kovboy
çizmelerini ayağına geçirdi ve en azından şu an için Bush
yönetimine, anlaşmadan vazgeçme düşüncesini, gerçekte Bush
yönetiminin anlaşmada istediği değişikliklerin hiçbirisini
onaylamadan, ertelettirdi. Bunu hala “tartışıyorlar”. Bu arada
ABD’nin Rusya’nın çeçenya’daki
eylemlerine karşı eleştiriler Bush’un teröristlere
karşı sıfır hoş görü politikasının
ardında çözülüp gitti. Putin’in ağzı kulaklarındaydı.
Andrey Gromiko Mihail Gorbaçov’u Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin birinci sekreterliğine aday olarak
gösterdiğinde, Politbüro’ya Yoldaş Gorbaçov’un “çelikten dişleri
olduğu”nu söylediği iddia edilir. Bu nitelemenin doğru olup
olmadığı kararını tarihe bırakacağım,
ama Putin’in çelikten dişleri olduğu hissine sahibim.
Bu arada Putin NATO ile yeni düzenlemeler konusunu
tartıştı. Genişlemeyi durduramayacağını
gördü. Böylece eski siyasi bilgelikle karar verdi: bükemediğin eli
öpeceksin. NATO ve Rusya “terörizm” ve henüz kamuoyuna
açıklanmamış ya da belki de daha karar verilmemiş
diğer sorunları da içeren ortak endişeleri kapsaması
amacıyla özel bir NATO–Rusya konseyi kurulması için birlikte hareket
ediyorlar. Fakat bu en azından Rusya’ya NATO’nun sorunları üstüne bir
söz hakkı veriyor. Ve görebildiğim kadarıyla Rusya henüz bu
ayrıcalık için bir bedel ödemek zorunda kalmadı. Doğu ve merkez Avrupa’daki bazı ülkelerin
bu yeni düzenlemeden son derece rahatsız oldukları söyleniyor.
Ve son olarak, hatırladığım kadarıyla ilk defa
Rusya dünya petrol fiyatları üzerine dönen tartışmaların
merkezinde yer alıyor. Emirle ya da üretimi ayarlayarak petrolün
fiyatını düşürüp yükseltmek uzun süredir OPEC’in ve özellikle
Suudi Arabistan’ın elindeydi. İpleri aslında kimin çektiği
uzun süredir tartışma konusu ama petrolün fiyatını
yükseltip düşürmenin dünya-ekonomi için ciddi sonuçları olduğuna
dair çok az şüphe var gibi görünüyor.
2001 Kasım’ında dünya piyasalarında petrol
fiyatları dalgalanışa geçti. Ve Suudi’ler hemen dünya petrol
üretiminde fiyat seviyesini yükseltmek için azaltıma gidilmesi
çağrısında bulundular. OPEC kabul etti. üye olmayan Meksika, Norveç ve İngiltere onları
izledi. Rusya kabul etmedi. Ve bu, Rusya kabul etmediği için en
azından şu an gerçekleşmeyecek.
Peki Rusya neden böyle yaptı. Putin yapabileceği hiçbir
şey olmadığını söylüyor. Bu, şu anda
Rusya’nın petrol üretimini kontrol eden özelleştirilmiş petrol
şirketlerinin kararı. Putin’in Amerikan başkanlarının
gözde, ABD özel şirketlerinin yaptıklarının
sorumluluğunu inkar etme oyununu ne kadar da hızlı farkettiğini
görmek çok eğlendirici - herkesin ne zaman olacağını
bildiği gibi eğer ABD hükümeti bu şirketlerin kolunu bükmek
istiyorsa bunu yapabilir ve yapar. (En son tüm özel televizyon
kanallarının kolunu Osama bin Ladin ile yapılan
röportajları yayınlamamaları için büküverdi)
Peki, Putin neden anlaşmayı istemedi? Çeşitli nedenler
ileri sürülebilir. İlki, Rusya basitçe talebin korkunç olduğunu
düşünüyor. 1990’da Rusya petrol üretimini ekonomik
karışıklık ve kargaşa yüzünden kıstı ve
Suudiler ve diğerleri bundan yararlandılar. Rusya şimdi daha
iyiye gidiyor (ve kayıp gelirlerini telafi ediyor), Suudi’ler de onlardan
kemerleri sıkmalarını istiyorlar. Diğer neden ise Rus
ekonomisi ve hükümetin geliri şimdi petrol üretimi yüzünden daha iyi ve
buna zarar vermek istemiyorlar. Bir üçüncü neden de uzun vadede pazar payını
arttırmak için şimdilik daha düşük fiyatları kabul etmesi
olabilir.
Ama ayrıca jepolitik düşünceler de var. Suudi’ler evlerinde
siyasi sorunlar içinde. Ve bu sorunlar şu anki ABD talebine yanıt
verememelerine neden oluyor ve bu da ittifakı geriyor. Rusya ABD’ye
Suudi’lerden daha güvenilir olduğunu göstermeye çalışıyor
ve enerji üretimi açısından onlar için olası bir oyuncu
değişikliği olarak görünmek istiyor olabilir. Ne olursa olsun,
Putin’in bu konudaki tutumu ABD Hazinesi’nin hiç hoşuna gitmiyor.
Bu arada, Kuzey İttifakı ve ajanı Amerikan Hava
Kuvvetleri’nin vekaleti sayesinde Kabil’de yine Ruslar var. Tüm bunlar
Rusya’yı tekrar süper güç yapmaz. Ama dünya jeopolitik sahnesinde çok
ciddi bir oyuncu rolüne geri döndürür.
Immanuel Wallerstein
(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.
Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)