Fernand Braudel Merkezi, Binghamton üniversitesi

http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

   

  

81. Yorum, 15 Ocak 2002

  

21. Yüzyıl – Gelecek Beş Yıl

 

Gelecek beş yıl ABD’nin jeopolitik pozisyonu açısından önem taşıyor. Bu günlerde Washington’dakiler, görünüşe göre gelecek beş yıla ait tüm önemli karaların Washington’da alınıyor olduğunu düşünüyorlar. Washington’un programı ABD askeri yenilmezliğinin her yerde ispat edilmesi olarak görünüyor. Şu anki ABD hükümeti bu bir kez başarıldığında ABD yatırımlarının temel ekonomik çıkarları büyüyüp gelişecek ve Amerikan vatandaşları ve üstlerine karşı saldırılar sona erecek. Yani ABD bir kez daha yenilmez olacak.

Oysa gerçekte üç çeşit temel karar ABD’nin dışında alınıyor ve her beri Washington’un kendi çıkarları doğrultusunda olan senaryosunu oldukça şiddetle etkileyebilir. Bu kararlardan ilki Avrupa’da alınıyor. Euro para biriminin yerleştirilmesi pek çok kişiyi şaşırtacak kadar yumuşak oldu. Hatta o kadar iyi gitti ki İsveç ve Danimarka 2003’de, Büyük Britanya ise 2004’de katılacaklar. Bu noktada, diğerleri şu an için kabul etmeseler bile Euro kulübe katılmayı arzuyla isteyecekler.

Bunun ekonomik ve siyasi iki sonucu var. Ekonomik sonucu Euro’nun doların yanında bir rezerv para birimi olmaya başlayacak olması. Sabit dolar-altın paritesinin 35 yıl önce sona ermesinden beri doların tek rezerv para birimi olması ABD’ye çok büyük ekonomik kazanç sağladı ve doların değerinin çok daha ötesinde yaşamasına izin verdi. Dünya’da ikinci rezerv para birimi olmasının jeopolitik sonuçları açıkça görünüyor. Finansal üstünlük daima maziye karışan hegemonik bir gücün en son kalesi olmuştur.

Avrupa rayından çıkarılabilir mi? Belki, ama bu noktada zor olacak. Avrupa Birliği (AB) kendi hantal yapısındaki revizyonda yer alması için bir komisyon kurmaya karar verdi. Hazırlık çalışmalarının liderliğine örtülü bir şekilde, büyük olasılıkla bu iş için ideal tercih olan, Valéry Giscard d’Estaing’e verdi. Giscard d’Estaing görevine inanıyor, tüm Avrupa’da saygınlığı var ve çok büyük siyasi ve diplomatik beceriye sahip. Görevini yaparken ABD hükümeti tarafından korkutulma olasılığı pek yok. Avrupa’nın yapmaya ihtiyacı olan, açıkça, en az iki özelliğe sahip bir yapı yaratmak: siyasi sorumluluk sahibi merkezi karar veren bir otorite ve temel kararlar üzerine ulusal veto hakkına son verilmesi.

Kuşkusuz bu sert müzakerelere mal olacak çünkü gelecekte oylama dışı bırakılmaktan korkan her hükümet AB içinde şu anda sahip oldukları gücü uzun vadedeki çıkarlarını korumak için kullanma yolu arıyor. Fakat AB’nin yapısını güçlendirme gayet olanaklı ve şu anda hava buna çok uygun. Gelecek beş yıl içinde yüksek olasılıkla yeniden yapılanmış ve daha da genişlemiş bir AB olacak. Ayrıca, ilk defa merkez ve doğu Avrupa devletleri AB’nin bir parçası olmanın NATO’nun bir parçası olmaktan daha önemli ve yararlı olduğuna inanmaya başlayacaklar.

Kararların alındığı ikinci önemli alan ise dünya pazarı. “Pazar”ın kendi başına sihirli bir otonomi alanı olduğuna inanmamakla birlikte, herhangi bir ülkenin (ABD gibi güçlü olanların bile) ne olacağını kontrol edebilme yeteneklerinin bir sınırı olduğuna inanıyorum. En önemli soru, şu anki ekonomik duraklamanın geçici (bir yıl içinde sona erecek) bir sinyal mi olduğu yoksa (önemli ve en az beş yıl sürecek) bir dünya deflasyonuna mı çevrileceği.

Hergün dünyanın her yerinde gazeteler, hükümet görevlilerinin, bankaların, ekonomistlerin ve çeşitli uzmanların görüşlerini yayınlıyorlar. Geçen yıl bir sürü görüş okudum ve tüm söyleyebileceğim bunların akla gelebilecek her yöne dağıldıkları. Hiç bir ortak düşünce birliği yok. Dikkate değer olan, sanırım borsanın kısa zamanda hızlı yükselişinden çok, daha yüksek bir olasılıkla bir dünya deflasyonu göreceğiz. Eğer bu doğruysa etkisini herkes hissedecek. ABD, AB ve Japonya için önemli olan soru ise bunu hissedip hissetmeyecekleri değil, çünkü hissedecekleri açık, ama birbirlerine göre bununla nasıl başa çıkacakları.

ABD’nin iki nedenden dolayı bunu en kötü yaşayacağından kuşkulanıyorum. İlk neden, ABD’deki büyüme, dünyanın herhangi bir parçasında olduğundan daha fazla bir biçimde, geleceğe duyulan güven psikolojisine dayanıyordu. Ve bu güven bir kere delindiğinde sarkaçın ABD’de Avrupa (geçen on yılda bu tip akıl dışı bir güven sergilemediler) ve Japonya’dakinden (psikolojik güven budalalığını terketmek için geçtiğimiz on yıla sahiptiler) daha çok salınıp duracağına inanıyorum. 

İkinci neden ise ekonomistlerin işaret etmekten hoşlandıkları “belirleyici ekonomik değişkenler” . ABD’nin bu konuda özellikle güçlü olduğu her zaman söylenir. Bir önemli nedenden dolayı buna inanmıyorum. ABD kendi kapital birikiminde kendi “kadrolarının” ve en üst yönetici kesiminin gelir düzeylerinin yarattığı en büyük deliğe sahip. Avrupa ve Japonya bu konuda çok daha zayıflar. Eğer ciddi bir deflasyon olursa, bu çevrede önemli kesintiler yapılacak. Ve “yupileri mevkilerinden indirme”nin siyasi sonuçları Amerikan siyasi sistemini bozacak.

Sonra bir de üçüncü bir karar alma alanı var: dünyanın daha yoksul bölgeleri. Bununla üçlünün (ABD, AB ve Japonya) dışındaki her yeri kastediyorum; Güney Kore ve Tayvan, Hindistan ve İsrail, Brezilya ve Meksika, ve Kanada dahil. Hepsi için Arjantin bu gün akıllarından çıkaramadıkları bir yüz. Diğer ülkelerde de cacerolazos (ç. n. Arjantin’de tavalara vurularak yapılan sokak gösterileri kastediliyor) görecek miyiz? Arjantin’de ne olduğunu hatırlatayım size. Dünya ekonomisindeki iniş eğiliminin “ikincil önemdeki zararı” olarak, Arjantin’li işçiler aç ve işsizler ve Arjantin orta sınıfı tüm yatırımlarının parçalara bölünmekte olmasından dolayı haklı olarak dehşete kapılmış durumdalar (biraz Enron çalışanlarının emeklilik maaşları gibi). Bugün Arjantin’deki değişken ve neredeyse anarşik durumu yaratan, umutsuzlukların bu bileşimidir.

Eğer sorun yalnızca Arjantin olsaydı, ABD omuzlarını silker ve dünyada onu izlerdi (aslında şu anda tam da bu oluyormuş gibi görünüyor). Fakat bu çeşit bir kargaşa bir ekonomik deflasyon halinde bulaşıcıdır. Endonezya ekonomik durumundan ötürü bu tip bir gelişmenin gelecek durağı olabilir. Ve, yalnızca Endonezya’da değil, böyle bir şeyin siyasi sonuçları tahmin edilemez.

Bu tip bir çöküşün olduğu her yerde, karakteri (sol ya da sağ) en azından şimdilik açık olmayan, popülist bir kargaşaya sahip olacağız. Hesaplanamaz sağlamlıkta askeri yönetimler görebiliriz. İktidara çirkin diktatörvari bir güçle tutunan hükümetler olabilir. Fakat kendimizi ne olursa olsun kesinlikle “terörizm’den arınmış bir dünyada bulmayacağız.

Yani, gerçekten, tablo Washington’un perspektifinden oldukça karanlık görünüyor. Washington daha henüz uyanmadı.

 

Immanuel Wallerstein

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

 Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

 

Fernand Braudel Center Homepage