Fernand Braudel Merkezi, Binghamton üniversitesi

http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

  

85. Yorum, 15 Mart 2002

 İsrail/Filistin: Barış olabilir mi?

 

Savaş halinin görünürde bir sonu olacağına inanmak daha da zorlaşıyor. Bu her zaman kolay çözümü olmayan zor bir siyasi durumdu. Ama bugün geldiğimiz noktaya gelmek kaçınılmaz değildi. Sahip olduğumuz, iki modern ulusal hareketin aynı toprak üzerinde hak iddia ettiği bir durumdur. Ama her ikiside yalnızca anlaşmazlık konusu toprağın sınırlı bir parçası üzerinde hak iddia etmiyorlar. Tartışma konusu toprağın tümü üzerinde hak iddia ediyorlar.

Böyle bir durumda, herkes başından beri yalnızca üç olası sonuç alıcı çözüm olduğunu görüyor: (1) iki uluslu bir devletin kurulması; (2) her iki taraftan biri toprağın %100’ünü kazanır (ve belki diğerlerini dışarı atar ya da öldürür); (3) her iki tarafında katılacağı bir bölünme olur.

İki uluslu devletleri bir arada tutmak yeterince zor (Kanada, Belçika, Kıbrıs), ama tarihi olarak zaten varolmadıkları zaman kurmak ise neredeyse imkansız görünüyor (ve bunlardan ab initio kurulan çekoslovakya ve Yugoslavya artık yoklar). Şimdi unutulmuş yahudi entellektüel ve Hebrew üniversitesi’nin ilk rektörü, Judah Magnes 1948 öncesi dönemde iki uluslu bir devlet yaratmak için çok uğraştı ama hiçbir zaman görüşlerini dinleyen kalabalık bir dinleyici kitlesine sahip olmadı. Bazı Filistin’li entellektüeller son sıralarda benzer düşünceler önerdiler. Fakat onlar da kendi görüşleri için çok fazla dinleyiciye sahip değiller. Olanların tümüne bakıldığında bu başarılabilir bir siyaset olarak gözükmüyor.

Bir de karşılıklı imha planı var. Bu plan iki uluslu devlet planından daha geniş bir dinleyici kitlesine sahip. Belki de İsrail’li yahudilerin ve Filistin’li arapların % 30’u (elimizde kamuoyu yoklamaları yok) gerçekte bu seçeneği, bir kısmı inkar etse de destekliyorlar. Yani bu ciddi bir seçenek ve bunun ciddiyetle peşinde olan insanlar var. Tabii ki her iki tarafta da bu seçeneği destekleyenler kendilerinin muzaffer olacağına inanıyorlar ve size neden kazanacaklarını gösteren jeopolitik analizler (beklenen ilahi aracılıktan bahsetmeden) yapıyorlar. Ve kim bilir? Belki içlerinden birisi haklıdır. Böylece dünya bir başka katliamı (arapların ya da yahudilerin) kayda geçirecek ve diğer sorunlara yönelecek (tabii eğer biri ya da diğeri bir nükleer savaş başlatmayı beceremezse).

Geriye iki uluslu bir devleti inanılır bulmayanlar ve görünürdeki Armageddon’u hesaba katmayı reddeden geri kalanımız (İsrail’liler, Filistin’liler ve üçüncü partiler) kalıyor. Bu bir çeşit barış kampı olarak adlandırılabilir. Sorun bunun ne çeşit bir barış olduğudur. Herhangi bir yer ve durumda barışın arkasında olmak o kadar da basit değil. Çünkü iki çeşit barış anlaşması var. Pastayı yaklaşık olarak 50’ye 50 kesenler var. Ve pastayı aşağı yukarı 80’e 20 kesenler var. Bana adaletten bahsetmeyin. Barış ve adalet hem aynı şey demek değiller hem de çoğu zaman birbirleriyle de uyumsuzlar. Yani eğer barıştan yanaysanız bunu çoğu zaman adaletin, ya da en azından gerçek adaletin önüne koymak zorundasınız.

Barış kampının sorunu çok azının gerçekten 50’ye 50 çözümden yana olması. Çoğunluk genellikle bir ya da diğer tarafın lehine 80’e 20 çözümler arıyor. İsrail/Filistin olayında Oslo öncesi ve sonrası görüşmeler için bu kesinlikle böyle. Sharon ile Barak arasındaki tek fark ise Sharon’un yüzdeyi 80’e 20’den 95’e 5’e çıkarması. Bu aşağı yukarı Arafat ile Hamas arasındaki fark. 50’ye 50 bir anlaşma elde etmek için uzun bir yol var. Ve bu arada savaş ağırlaşıyor ve belki de şimdi artık barış kampının kontrolü dışına çıkmış olabilir.

50’ye 50 çözüm nedir? Bu soruyu yanıtlamayacağım çünkü her okuyucu benimle ayrıntılar üzerine tartışacak. Geçmişte 50’ye 50 çözüm için pek çok başlangıç noktamız vardı. Bugün insanlar Prens Abdullah’ın kaçırılmaz önerilerine odaklanıyorlar. Sanırım bunlar diğerleri gibi iyi bir başlangıç noktası. Fakat kimse başlıyormuş gibi görünmüyor. Ve bir yıl içinde Mitchel’in önerileri gibi Abdullah’ın önerileride tarih olabilir. Ne olursa olsun, eğer birileri 50’ye 50 bir düzenleme elde ederse, esas önemli olan yalnızca bir plan ama belli bir ruh, belli bir derecede karşılıklı tükenme ve belli bir derecede de dış baskıdır.

Şu anda bu ruh ortada yok, tükeniş henüz hissedilmeye başlanıyor ve dış baskı kısaca yok. ABD İsrail’in müttefiği ve bu, her iki ülke liderlerinin kamuoyu önünde açıklamaktan yorulmadıkları gibi, bugün her zamankinden daha doğru. ABD’nin baskısı İsrail’in 80’e 20 çözümünün lehine. Avrupa’lılar daha eşitlikçi ve bu yüzden de İsrail onların bir rol oynamasını istemiyor. Ama Avrupa’lılar hala ABD’yi bu konuda açıkça rahatsız etmekde isteksizler. Bu Avrupa-ABD ilişkileri kapsamlı sorusunun başka bir parçası. Ve Abdullah gerçekten de 50’ye 50 çözümün tarftarı da olsa bunu tabii ki kendi başına yapamaz.

Öylese ne olacak? İşte bu yüzden tüm çıkarsamalar olumsuz oluyor, çok korkunç bir şeyler olacak bile olsa. İsrail, Batı şeridi ve Gazza’yı daimi olarak işgal ettikten, birileri biyolojik ve/veya kimyasal silahlar ile saldırdıktan, ömer camii ve Ağlama Duvarı havaya uçurulduktan sonra hangi tarafın a posteriori intihar ettiğini görebileceğiz. Bu pek çok doktora tezinin ve gazete araştırma yazısının konusu olacak. Hatta romanlar, çok iyi romanlar bile yazılabilir.

Ben ise bir mağaraya saklanmayı önereceğim. Bir istisna ile. Anlıyorum ki şimdi sizi en derin mağaralardan çıkartacak ya da orada öldürecek şu harika silahlar var. Geçen yıl herşey çok daha basitti.

 

Immanuel Wallerstein

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

 

Fernand Braudel Center Homepage