Fernand Braudel Merkezi, Binghamton üniversitesi

http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

  

90. Yorum, 1 Haziran 2002

 "Göçmenler"

 Göçmenler bu günlerde özellikle zengin ülkelerde pek gözde değiller. Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Avusturalya-Asya'da yerli sakinler göçmenler hakkında üç şey düşünüyorlar: 1) Göçmenler esas olarak kendi ekonomik durumlarını iyileştirmek için geldiler. 2) Göçmenler daha önceden beri burada olanların gelir düzeylerini hem daha düşük ücretler kabul ederek hem de devletin sağladığı refah yardımlarından yarar elde ederek düşürdüler. 3) Göçmenler toplumda "sorunlar" yaratırlar çünkü hem ötekilere yüktürler hem küçük ya da büyük suçlara karışmaya daha yatkındırlar hem de kendi geleneklerini sürdürmede ısrarlıdırlar ve geldikleri ülkelerde karışıp-kaynaşmada başarısızdırlar.

Kuşkusuz bu üç ifade de çoğunlukla doğru. Tabii ki göçmenlerin en temel güdüsü kendi ekonomik durumlarını iyileştirmek. Tabii ki özellikle ilk geldiklerinde daha düşük ücret oranlarını kabul edecekler. Ve sonuçta bütünde bir ülkenin ilk sakinlerinden daha yoksul oldukları için çeşitli şekillerdeki kamu ve özel yardımların daha fazla peşinde olacaklar. Ve tabii ki geldikleri ülkede "sorunlar"a neden olacaklar.

Aslında soru şu: Ne yani? Herşeyden önce; göçmenler bu ülkelere orada önceden beri yaşayanların göz yumması olmadan yasal ya da yasadışı yollardan giremiyorlar. Bu yüzden önceden beri orada olanlar için bazı işlevleri yerine getirmek zorundalar. Ve bu işlevlerin ne olduğunu biliyoruz. Ekonominin işlemesi için gerekli ama orada önceden beri yaşayanların yapmakta isteksiz oldukları işleri almaya istekliler. Bunlar işgücünün kalifiye olmayan ucundaki hoş olmayan işler değil yalnızca. Buna uzmanların da işleri dahil. Bugün eğer bütün göçmen tıbbi personel (yalnızca hemşireler değil doktorlar da) bertaraf edilse en zengin ülkelerin tıbbi yapıları büyük bir kargaşanın içine düşerdi.

Ayrıca bütün zengin ülkeler 65 ve üstünün nüfus içinde en yüksek yüzdeye ulaştığı düzensiz demografik eğrilere sahip oldukları için, önceden beri orada olanlar eğer emeklilik gelirlerinin tabanını genişleten 18-65 yaş arası göçmenler olmasaydı emekli maaşlarından şu anda olduğu kadar hoşnut olamazlardı. Gelecek 25 yıl içinde eğer yıllık göçmen sayısı yaklaşık dört kat artmazsa, 2025 civarında emekli maaşlarında çok önemli kesintiler olacağını biliyoruz. "Sorunlar"a gelince; sorunlar sorun olarak neyi tanımladığımıza bağlıdır.

Hala göçmen korkusunun sağcı popülist hareketler tarafından sürekli kullanıldığını görüyoruz. Bu hareketler "aşırı" olarak damgalanabilir ve % 20'den fazla oy alamaya bilirler (% 20'den fazla? % 20 zaten çok yüksek değil mi?), ama bu tip bir demogojinin kullanımı merkezdeki politikacıları bu konularda daha da sağa gitmeye zorluyor.

Yani ilginç bir siyasi gidiş-geliş devam etmekte. Zengin devletler düzenli olarak yasal ve yasadışı göçmen girişi için daha fazla engeller çıkarıyorlar. Ve kar amaçı güden kaçakçılar ve ucuz işgücü arayan işverenler tarafından teşvik edilen göçmenler gelmeye devam ediyorlar. Ve bir kenarda da göçmenlere karşı adaletsizliği ve çoğu zaman sert davranışları hafifletmeye çalışan bazı görece küçük gruplar var. Net sonuç: daha fazla göçmen ve göçmenler hakkında daha fazla şikayet.

Şimdi, bir şeye dikkat edin. Bu tarif, yoksul ülkelerden gelen göçmenlerle ilişkili zengin ülkelerin tarifidir. Ulusal zenginliğin uzantılı bir hiyerarşisi olduğuna göre, yukarıdaki ifadeler yalnızca ABD'ye gelen Meksikalılar hakkında değil ayrıca Meksika'ya gelen Guetemalalılar, Kosta Rico'ya gelen Nikaragualılar, Hong Kong'a gelen Filippinliler, Japonya'ya gelen Taylandlılar, Bahreyn'e gelen Mısırlılar ya da Güney Afrika'ya gelen Mozambikliler hakkında da doğru. Ve dünya etrafında buna daha da devam edebiliriz.

Başka bir şeye daha dikkat edin. Bu tarif insanların zengin ülkelerden daha yoksul alanlara hareketine de tam oturmuyor. Böyle bir hareket var mı? Eskiye göre daha az. Kolonileşme böyle bir hareketti ve yeni koloniciler bu günlerde siyasi nedenlerden ötürü görece nadir (İsrail neredeyse gerçek anlamda kolonileşen ulusların sonuncusuydu). Ama hala zengin bireylerin yoksul bölgelerde arazi satın aldıkları (ve böylece arazi satın alış bedellerini ve kiralarını arttırarak önceki bölge sakinlerinin bulundukları yerde kalmalarını olanaksız hale getirdikleri) hareketler var. Ama bu tip hareketler büyük ölçüde devlet sınırları dahilinde. Yani bu insanlara göçmen denilmiyor. Avrupa Birliği'nin oluşumuyla birlikte bu Avrupa çapında da görülmeye başladı.

Göçmen konusunda daha çok ikiyüzlülüğün olduğu başka bir iki konu daha var. Pazar ekonomisinin savunucuları pazar ekonomisini işgücünün serbest dolaşımına kadar neredeyse hiç uzatmadılar. Bunun da iki nedeni var. Bu, daha zengin bölgelerde siyasi olarak hiç destek bulmayacaktı. Ve dünya çapında kar seviyelerinin en yukarıda tutulması için çok önemli olan dünyadaki farklı işgücü maliyet sistemini yok edecekti. Sovyetler Birliği, vatandaşlarının serbestçe göç etmesine izin vermediği zaman bu eylemi temel insan haklarına karşı diye yüksek sesle suçlandı. Ama komünizm-sonrası rejimleri insanların göç etmelerini serbest bıraktığı zaman, daha zengin ülkeler onların girişlerine karşı hemen engeller koydular. 

Ya eğer suyun kendi seviyesine bulmasına izin verirsek ne olur? Ya eğer hareketin önündeki bütün engelleri (giriş ve çıkışları) tüm dünyada kaldırırsak ne olur? Tüm Hindistan ABD'ye, tüm Bangladeş Büyük Britanya'ya, tüm çin Japonya'ya göç eder mi? ABD sınırları içinde tüm Missisipi'nin Connecticut'a ya da Büyük Britanya sınırları içinde tüm Northumberland'ın Sussex'e göç etmesinden daha fazla değil. Bir şey önemli: pek çok insan kendi büyüdüğü yerleri tercih etmeye eğilimlidir. Çünkü kültürü paylaşırlar; tarihi bilirler; aile bağları vardır.

Bütün kültürler hibrid olmaya mı başlıyorlar? Bütün kültürler zaten öyleler. Avrupa'da ya da Asya'da herhangi önemli bir bölgeyi ele alın ve kendi dillerinin kalıntılarını, dinlerini, yeme alışkanlıklarını, dünya görüşlerini bırakarak bin yılda bu topraklardan gelip geçen insan dalgalarına bakın. İnsanların hareketliliği düşüncesi hakkında hepimiz ciddi bir şekilde sakin olmak zorundayız. Bu, laissez-faire'nin işe gerçekten yarayabileceği bir alan. Özgün sloganın "laissez-faire, laissez passer" (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) olduğunu hatırlamalıyız. 

Ülkelerin içinde bu tip hareketleri her zaman görüyoruz. Ve daha alt sosyal statüden olduğu düşünülen insanların bir yerleşim birimine hareketinin, sık sık kendilerinin daha yüksek sosyal statüden olduğunu düşünen oraya daha önce yerleşmiş olan sakinlerin o yerleşim biriminden dışarı hareketine neden olduğunu biliyoruz. Bunu onaylayabiliriz ya da kınayabiliriz ama nadiren yerleşim birimlerine doğru olan bu hareketi yasaklayarak düzenlemeyi deneriz. Bu ilkeyi devletlere uygularsak çok kötü ne olabilir ki?

Göçmenler karışıp-kaynaşabilecekler mi? Hayır. Göçmenlerin kendilerini gittikleri yerlerdeki insanların klonları olarak basitçe yeniden yaratmaları anlamında hayır. Ama bu bir avantaj mı? Bütün devletlerimiz inanılmaz derecede çeşitlilik gösteriyorlar. Bu bir artı, eksi değil. Ve kasede biraz daha fazla baharat büyük olasılıkla herşeyi yalnızca daha lezzetli yapar. Göçmenler (ve özellikle çocukları) komşularıyla tabii ki kaynaşmayı deneyecekler. Hepimizin yaptığı gibi. Ve komşular da belki de bu yeni gelenlerle kaynaşmaya çalışacaklar. Buna öğrenmek ve uyum sağlamak denir.

Tabii ki, bu yalnızca herkes yaptığı zaman işe yarayacak önerilerden birisi. Eğer bir ülke serbest göçe izin verip diğerleri vermezlerse, o ülke büyük olasılıkla bir göçmen akımına uğrar. Ama eğer herkes yaparsa benim tahminim dünya çapında daha rasyonel ve daha az tehlikeli ve daha az muhalefetin olduğu şu ankinden birazcık daha fazla bir göç hareketinin olacağıdır.

 

Immanuel Wallerstein

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

 

Fernand Braudel Center Homepage